14 Ekim 2007 Pazar

YALNIZLIK

Yine aklımda bugün sen varsın,
Yine derdinle hayalim hasta.
Bürüsün kalbimi derdin sarsın;
Bir ümit var bu tükenmez yasta.

Bir yaram var! Ona merhem vurman,
Bir hayaldir ki gönülden taşıyor.
Ayırırken bizi yollar ve zaman,
Sana kalbim daha çok yaklaşıyor.

Nerde bilmem o geçen günlerimiz?
Artık onlar yeniden gelmeyecek.
Nerde kırlar, uzayan yol ve deniz,
O öten kuş, o güzel pembe çiçek?

Göklerin ziyneti mes’ut kuşlar
Ötüşürlerdi yağarken yağmur.
Şimdi onlarda melul olmuşlar,
Çünkü artık ne ışık var, ne de nur.

Dinledik rüzgarı sessiz sessiz
Okuyorken bize bir gamlı kitap.
Suya çizmişti gümüşten bir iz,
Yükselirken gece dağdan mehtap.

Şimdi hülyaya gömülmüş ölüyüm;
Ne gelen var, ne giden var, ne soran.
Iztırap yaylasıyım gam çölüyüm;
Esiyor sadece gönlümde boran.

Bir hayal alemi ardında; uzak,
Sisli iklimlere sürdüm, gittim.
Varlığım burda sönüp kaybolacak...
Belki ben şimdiden öldüm... Bittim...

Hüseyin Nihal ATSIZ
KAHRAMANLIK

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Bunun için ölüme bir atılış gerekir.
Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir...

Hüseyin Nihal ATSIZ
TÜRK KIZI

Pınar başına geldi
Bir elinde güğümü;
Çattı yay kaşlarını
Görünce güldüğümü,
Bağlamıştı gönlümü
Saçlarının düğümü.
Bilmiyordum bu örgü
Acaba bir büğü mü?

Sordum: Nerdedir yerin?
Nedir senin değerin?
Yedi kıral vurulmuş,
Ne bu ceylan gözlerin?
Hangisine varırsın
Bu yedi ünlü erin?
Şöyle dedi bakarak
Göklere derin derin:

Kıralların taçları
Beni bağlar büğü mü?
Orduları açamaz
Gönlümdeki düğümü.
Saraylarda süremem
Dağlarda sürdüğümü.
Bin cihana değişmem
Şu öksüz Türklüğümü...

Hüseyin Nihal ATSIZ
MUTLAK SEVECEKSİN

Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın...

Anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki,
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...

Hüseyin Nihal ATSIZ
KARANLIK

Son ışık söneli nice zamandır;
Rüyalar! Yeniden önüme düşün!
Yârdan ayrı geçen uzun yıllarda
Hülyası bulunmaz bir anlık düşün.

Yayını kalbime Ayzıt asalı
Başka bir eldenim, katı yasalı.
Burda koskoca bir gönül masalı
Kaybolur içinde bir damla yaşın.

Aşkı için verince bu kadar emek
Varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek.
Ey zaman, ey dünya! Geri gelmemek
Üzere sizler de benimle koşun!..

Hüseyin Nihal ATSIZ
KADER

Dünyada gerçi olmadı bir şeyde kârımız
Ukbâda belki olsa gerek itibârımız.
Ağyâr gül kopardı dikenden demet demet,
Hâr oldu bağrımızda çiçek yüzlü yârımız.
Yükseldi arşa neşvesi dünun, esâfilin;
Toprakta gizli kaldı bizim âh ü zârımız.
Baş eğmedik edâniye ikbâl ü câh için;
Mâziye, ırka, sancağadır iftihârımız.
Şâd olmamak olur mu, Kızıl Elma semtine
Bir gün dönerse râyet-i âli-tebârımız.
Hiçbir emel gönülde karâr etmiyor bugün,
Ermektedir, şitâya hazin sonbahârımız.
Hakanların dikilmeli Altay’da tuğları,
Varsın cihanda olmayagörsün mezârımız.

Hüseyin Nihal ATSIZ
DÜN GECE

Dün gece ne kadar güzeldi alem,
Göklerin şanlı mehtabı vardı.
Sevdanın topraktan taştığı bu dem
Günah-ı aşkın da sevabı vardı.

Dağlar birbirine yaslanıyordu,
Kuşlar çiçeklere sesleniyordu,
Tabiat gizlice süsleniyordu,
Eşyada vuslatın serabı vardı.

Gönlümü göklere açmak istedim,
Dağları bağrımda koçmak istedim,
Mehtabı doyası içmek istedim,
Nurunda sevginin şarabı vardı.

“O”nu duydum öten kuşun sesinde,
“O”nu gördüm göğün mor çehresinde,
Ecza-yi hilkatin her zerresinde
Mecnun’un Leyla’ya hitabı vardı.

Kainat aşk ile gelmişti dile,
Bülbül şii’r okuyordu bir gonca güle
Rüzgarın hıçkıran sesinde bile
Sevdanın nağme-i rebabı vardı.

Bitmeyen yolların oldum yoldaşı,
Dinledim uzaktan munis bir kuşu,
Benimle konuştu ayın on beşi,
Sandımki bana bir itabı vardı.

Gözlerim esrar-ı hüsn ile şaşkın
Dolaştım pür-sükun, bi-huzur, coşkun;
Gönlümde ezeli, layemut aşkın
Husüf kabul etmez mehtabı vardı.

Gönlümde güneşler ve aylar battı,
Yıldızlar derdime yeni dert kattı.
Rüzgarlar otlara beni anlattı,
Her şeyin neşve-i şebabı vardı.

Dün gece tabiat nasıl vakurdu?
Allahın da nabzı aşk ile vurdu...
Yollarda bir garip dolaştı, durdu,
Elinde sevdanın kitabı vardı.

Hüseyin Nihal ATSIZ
BAHTİYARLIK
Bahtiyarlık ne zafer kısrağına binmektir;
Ne yaşarken dünya uçmağına inmektir.
Şekli olmaz, rengi yok, belirsizdir ve tektir.
Bahtiyarlık: Ömründe bir kere sevinmektir.

Bir karanlık geceye akıyorken bu varlık
Bulunur mu dünyada ebedi bahtiyarlık?
Mükafatın, yapsan da en büyük bir yararlık
Nihayet zafer adlı bir kısrağa binmektir.

Dört hecelik söz olan “bahtiyarlık”...
O bir sır... Bilmeyecek insanlık bunu daha bin asır.
Bilgi, bolluk, din, para... Hepsi boş, hepsi kısır...
En fazlası bir dünya uçmağına inmektir.

Her şeyin bir şekli var, her derdin bir ilacı...
Türlü türlü yemişler verir dünya ağacı.
Zafer çetin, ilim güç, bozgun kötü, aşk acı.
Halbuki bahtiyarlık: Belirsizdir ve tektir.

Bahtiyarlık: Boraca yüce dağları aşmak
Varılmadan ölünen uzak yerlere koşmak,
Tanrı’nın sofrasında mest olarak konuşmak
Ve ömründe bir kere, bir kere sevinmektir...

Hüseyin Nihal ATSIZ
SONA DOĞRU
Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim:
Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.
Dünya denen mezellete dalsın her isteyen;
Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
Herkes bir özleyişle yaşar...
Ben de öylece Altaylar'ın ve Tanrıdağ'ın çevresindeyim.
Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara
Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.
Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim

Hüseyin Nihal ATSIZ
YOLLARIN SONU

Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
İtler bile gülecek kimsesizliğimize.

Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların...
Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
Dün benimle birlikte gelen tanıdıkların
Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Degişilir topu da bir sokak kaltağına.

İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...
Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışşın, gördüğün bir seraptır
Sevimli bir hayale açılırken kolların.

Ey doğunun alnımı serinleten rüzgarı!
Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları,
Düştüğü yer uzakta dilek adlı bir saray.

O sarayda bulunca Tanrı'laşan erleri
Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da "Kür Şad" uzatarak elini:
"Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun" diyecek.

Hüseyin Nihal ATSIZ
YAĞMUR DUASI

BEN geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şeyler bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler

Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Biri damla damla alnıma düşer
Diğerinde durur göğe bakarım
Ne şehir, ne deniz kokan gemiler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım

Nedense aldanmış ilk gece annem
Efsunlu bir gömlek giydirmiş bana
İişte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense ilk gece aldanmış annem

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan

İyiki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükürki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyiki bilmiyor kalabalıklar

Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır hava açardı
Şimdi ne ihtimal nede imkan ar
Göğe hükmetmkten kolay ne vardı?
Yağmur duasına çıksaydık dostlar

Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şeyler bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler

Sezai KARAKOÇ
KAR ŞİİRİ

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelip gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşkın çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

Sezai KARAKOÇ
İNCİ DAKİKALARI

Sen bana yeni yılsın her dakika
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
Erkek ağlar mı diyeceksin
Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
Sen benim ağlamamı erkeklığıme
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
Şehrin ölümünü yanlış anlama
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

Senin odan günışığı en güzel müzik bana
Farklılıklar odası
Giden tren buharları içinde örümcek ağı
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur

Sezai KARAKOÇ
İLK

Yanlış trenden indin seni şehrin aynasından geçirdiler
Sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden
Yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
Denize karşı küçüle küçüle giden evleri
İnce ince karşılardın olağan karşılardın
Şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen

Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
Seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden
Kadınlar taş heykeller gibi gelip geçer sarı kayalardan
Hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
Çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlüğü diyorum
Körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen

Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
Geyik resimleriyle kabarık her köşen
Geyik derisinde akan ilk nehir
Bir el uzanışıyla
İlk sokağın ağzında kaybolursan ağlayacağım
Leylaklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
Çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir Suna(Esma)
Parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana
Gök taşlarını getiriyorlar
Seni sayıklıyor
Denemesi yanlış yapılmış ilk ok

Sezai KARAKOÇ
EY SEVGİLİ

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bak1ma bu sürgünün bir süregi
Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layikolmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim

Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüregime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yoruldugum ayakabilarimdan degil
Ayaklarimdan belli

Lambalar egri
Aynalar akrep melegi
Zaman çarpilmis atin son hayali
Ev miras degil mirasin hayaleti
Ey gönlümün dogurdugu
Büyüttügü emzirdigi
Kus tüyünden
Ve kus südünden
Geceler ve gündüzlerde
Insanliga anit gibi yükselttigi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim

Bütün siirlerde söyledigim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in
Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
Kuslar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini
Ey gönüllerin en yumusagi en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yillar geçti sapan ölümsüz iz birakti toprakta
Yildizlara uzaniphep seni sordum gece yarilarinda
Çati katlarinda bodrum katlarinda
Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba
Hep Kanlica'da Emirgan'da
Kandilli'nin kursuni safaklarinda
Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda
simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Ey çagdas Kudüs (Meryem)
Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)
Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda
Köle gibi satildim pazarlar pazarinda
Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda
Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim

Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir
Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

Sezai KARAKOÇ
BEN KANDAN ELBİSE GİYDİM HİÇ DEĞİŞTİRSİNLER İSTEMEZDİM

Kendinden birşeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım

Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin

Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı

Sezai KARAKOÇ

9 Ekim 2007 Salı

Köşe

Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın

Fabrika dumanlarında resmin
Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun
Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun

Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Sen kaç köşeli yıldızsın

Sezai KARAKOÇ

1 Ekim 2007 Pazartesi

Moğol Şamanizminin Ana Hatları

Yazan Julie Stewart
Şamanizm üzerinde bu muhteşem yazıyı sitemizde sunmaktan mutluyuz. Burada anlatılan gerek ruh çokluğu, psişik merkezler, ölüm ötesi göçler, dört yön ve diğer pratik uygulamalar ve sitemizde anlatılan diğer sistem ve kültürlere ait gelensel bilgilerle paralellikler dikkate değerdir.
Çeviren Kemal Menemencioğlu - Translation Copyright © 2003 hermetics.org
Sarangerel odigan (Sara)(Julie Stewart)Golomt Center for Shamanist StudiesUlaanbaatar, Mongolia
© Golomt Center for Shamanist Studies - all rights reserved, 1997
ÖNSÖZ
MOĞOL KOZMOLOJİSİ
· Dört Yön (Durvun Zug)
· Ger ve Kutsal Daire
· Üst ve Alt Alemler ve Dünya Merkezi
· Rüzgar Tayı ve Buyanhişig
DOĞA DÜNYASI
· Gök Babası, Toprak Anası ve Semavi Objeler
· Atalar
· Tenger, Çotgor ve Diğer Doğa Ruhları
· Hayvanların Ruhları, Totemler, Hayvan Rehberler ve Av
· Kutsal Dağlar ve Ağaçlar
RUH ALEMİ
· Kişide Birden Fazla Ruh Oluşu
· Şamanın Yaşam Çemberi ve Su Devinimi
· Ruh ve Toprak karşılaştığında: Örf ve Adetler, Tabular ve Ongon
ŞAMAN
· Şaman Olma
· Davul, Halüsinojenler, Vecit Yolları
· Kozmik Taya Binmek
ŞİFA VE HASTALIKLARIN NEDENİ
MOĞOL ŞAMANİZM MODELİNİ GÖZDEN GEÇİRME

ÖNSÖZ
Bu yazı özellikle Moğolların açısından Sibirya Şaman dünyasının ana hatlarını kısaca tanıtmak amacındadır. Bazı dil farklara rağmen Sibirya'da Şamanizm'in bütün türlerinde ortak temalar ve imajlar bulunmaktadır. Şamanizm ile ilgili klasik etütler Buryat, Moğol ve Tungus gibi Altaik halklara özel ilgi gösterip "klasik" Şamanizm imajını yaratırlar.


Bazılarınız Moğol Şamanizm konusunda açıklayacağım özelliklerin tüm ayrıntılarının bütün Moğol veya Sibirya toplulukları için geçerli olmayacağını bulabilir. Bu yer aldıkları geniş coğrafi bölge, farklı çevreler ve kabile tarihinin neden olduğu uygulama ve inanç farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bazılarınız Amerikan yerlilerinin inançlarına ve yeryüzüyle yakın ilişkileri inançlarını ve davranışlarını nasıl şekillendirdiğine aşinadır. Bu aynı zamanda Moğol ve Sibirya halkları için de genelde geçerlidir. Toprak anası ve yukarıdaki Gök Babasını ululamaları, bütün hayvan ve doğa ruhlarına saygı göstermeleri onları doğa güçlerine saygı göstermelerini ve mümkün olduğunca zarar vermekten kaçınmalarını sağlıyor.
Moğollar yaşamın amacının dünya ile dengeli, tegş yaşamak olduğuna inanıyorlar. İnsan dünya ortasında tek başına ve güçlü durmaktadır, yukarıda sonsuz Gök Babası vardır ve altta Toprak Anası destek veriyor ve besliyor. Düzgün ve itibarlı bir yaşam yaşamakla bir insan (hun) dünyasını dengede tutar ve kişisel gücünü azami (rüzgar tayı, hiimori) düzeye getirir. Sema ve Dünya, doğa ruhları ve atalar her ihtiyacı karşılar ve bütün insanları korur. Denge felaket ve ruhsal müdahalelerle bozulduğu zaman, Şamanlar dengeyi yeniden tesis etmekte önemli bir rol oynarlar.


Moğol Kozmolojisi
Moğolların evreni sadece üç boyutlu olarak değil, ama zaman açısından da bir daire olarak düşünülebilir. Her şeyin dairesel bir hareketi vardır, güneşin günden güne yörüngesi, yıldan yıla mevsimlerin dönüşü ve bütün canlıların ruhlarının dünyaya tekrar tekrar dönüşü bunu gösterir. Daireyle dört yönün eksenleri ve dünya merkezinden çıkıp ebedi semaların ötesinden üst dünyalara giden, Toprak Anaya inip alt dünyaya inen eksen kesişir. Bununla da örtüşen Şaman yolculuklarının görüş bakışından, Şamanın üst dünyaya çıkmak için dünya ağacına tırmanıp veya uçacağı, veya ruh nehrinden yüzüp kuzeydeki alt dünyalar girişine gireceği veya bir tünel bulup yerin altına ineceği yolculuğun evren görüntüsü vardır.

Dört Yön (Durvun Zug)
Dört yönün farkındalığı Moğul dünya görüşü için hayati önem taşır. Birkaç Moğol arkadaşım sürekli olarak dört yönün konumunun farkında olmadıklarında rahatsız hissettiklerini anlatmışlardı. Dört yönün adları "ön", "arka", "sol" ve "sağa" tekabül eder. Kadim zamanlarda Moğollar için "ön" konum doğuydu, ama bilinmeyen bir nedenle bu yön günümüzde halen olduğu gibi güneye dönüştü.
Moğol dünya görüşü kuzeyden güneye bakar. Bundan dolayı güneye "ön" taraf denilir. Buna karşılık kuzeye Moğollar "arka" derler. Dünyanın (batı) sağ yönü özde eril ve ulvi gök ruhların mekanı olarak kabul edilir. Dünyanın (doğu) sol yönünün dişil ve gök ruhlarının hastalık ve uyumsuzluk getirdiğine inanılır.

Ger ve Kutsal Daire
Batılılar tarafından yurt olarak bilinen ger, Moğolların geleneksel yaşam mekanlarıdır. Yuvarlak bir örgü duvar üstüne monte edilmiş merkezi bir duman çıkış halkasından (tono) yayılan direklerden (uni) inşa edilmiştir ve Amerikan Güneybatısı yerlileri Navahoların hooghan'larına yakın bir benzerlik arz eder. Ayrıca, Tsantang ve Urianhai dahil birçok Siberia halkı tepee'lerde yaşar. Her durumda ger'in konumu ve sembolizmi bütün Moğol toplulukları için geçerli olmaktadır. Göçebe yaşantısı gereği seyahatlerine uymak üzere ger ve tepee'ler (yurt) kolay sökülüp takılmak için tasarlanmışlardı, ama yine de nerede kurulursa da ger'in görüntü ve anlamı değişmez.
Ger sadece evrenin merkezi değil, ama aynı zamanda evrenin içinde bir küçük kopyası olarak bir mikrokozmostur. Hatta evrenin bir haritasıdır ve içindeki kubbe gök kubbesine tekabül etmektedir. Ger'in önü olmasından dolayı, giriş her zaman güneye bakar. Ateşin arkasında bulunan hoimar denilen kuzey tarafı ger'de en onurlu yerdir. Burada bir masa üstüne kutsal eşyalar, ongon ruh mekanları ve diğer dini imajlar konulur. Hoimar'ın yanındaki oturma yeri en onurlu yerdir ve yaşlılar, reisler, şamanlar ve diğer saygın kişilere ayrılır. Sağ batı tarafı eril taraftır ve erkeklerin oturduğu ve ok, tüfek, semer gibi eril eşyalarını sakladığı yerdir. Sol taraf kadınların oturduğu ve mutfak eşyaların, beşiklerin ve diğer dişil eşyaların saklandığı yerdir. Güney taraf en az onurlu yer olduğu için orada genelde sağında solunda gençler otururlar.
Hareket "güneşe doğru" saat yönündedir. Bunun nedeni ise, güneşin yolu olarak görüldüğü gündüzleri ger'in tepesinde duman deliğinden gelen güneş ışınlarının bıraktığı yuvarlak izin takip ettiği yolu düşünürsek hemen anlarız. Ger içinde ne zaman hareket edilirse hep güneş yönünde dönmek gerekir. Aynı hareket ayrıca şamanik dans, ibadet ve ritüellerde'de gerekli görülür.
Ger'in merkezi gal golomt, ger'in en kutsal yeri, ateş yeridir. O Gök Babanın kızı Golomto'nın mekanıdır ve ona karşı mutlak bir huşu ve saygı gösterilmelidir. Ger'in nasıl dünyanın merkeziyse, ateş yeri de ger'in temsil ettiği evrenin merkezidir. Gal golomt'tan yükselen duman sütunu şeklinde dikey eksen de Şamanların üst aleme çıktıkları Dünya Ağacını temsil eder ve tepedeki duman deliği de üst aleme açılan kapıyı temsil eder. Bazı Şaman ritüellerde, örneğin Buryatia'daki Şamanların inisiyasyonlarında gal golomt'ten duman deliğinden geçip ötesine giden bir ağaç monte edilir. Vecd halinde Şaman ağaca tırmandıkça üst aleme yolculuğunu anlatır. Ayrıca toroo ağacının bulunmadığı durumlarda bile, bir çok kez ruhu bir kuşa dönüşen Şaman yine de duman deliğinden çıktıktan sonra başka dünyalara seyahat eder
Dolayısıyla, ger, Amerikan yerlilerinin dört yöne ve evrene göre konumlanmış kutsal dairenin bir fiziksel temsilcisi olan şifa çemberine bir paralel olarak görülebilir. Dairesel motif ve dört yöne düzenleme ayrıca kutsal aboo cairnleri etrafında yürüme ve dans etme veya Şamanı gökyüzüne kaldırmak için dansçıların spiral bir dans yaptıkları toroo ağacı etrafındaki yohor dansı gibi açık hava Şamanik seremonilerde de dikkate alınır. Güneş yönünde dairesel hareketler ayrıca dallaga kutsama seremonisinde ve bütün Şaman danslarında kullanılır.

Üst ve Alt Alemler, ve Dünya Merkezi
Bütün Sibirya boyunca ve birçok Amerikan yerli grubunda evrende üstü üste üç ayrı alem varolduğu konusunda yaygın bir inanç vardır. Bazı bakımlardan, üst ve alt alemlerin varoluşu görüşü pastadaki üst üste yığılmış dilimlerden ziyade paralel dünyaların iç içe varolduklarını ima etmektedir. Gökyüzünün sonsuz derinlikte olduğuna inanılırken, Şamanlar yine de semaların ötesine yol açan bir kapı olduğunu iddia ederler. Aynı şekilde, dünyanın derin ve katı olduğuna inanılırken, ruhların ve Şamanların alt dünyanın ötesine geçebilecekleri birçok geçit vardır. Diğer iki dünya konusunda diğer bir fikir de onlarında dünyamıza benzer yönü olması, onlarda da güneş, ay, orman ve beşeri sakinleri vardır. Üst ve alt alemlerin sakinleri bizim orta alemimizce görünmezdir ve oraya seyahat edenler de görünmezdir. Bu tür varlıkların gelişi ateşte bir çıtırdı, tilkilerin havlaması veya Şaman tarafından görülmesi ile belli olur.
Alt alem genelde dünyamıza benzerdir, ancak sakinlerinin insanlar gibi üç ruhu değil tek ruhu vardır. Bedende solunum ve sıcaklığa neden olan ami ruhu eksiktir, dolayısıyla alt dünya sakinleri soğukturlar ve karanlık renkte kanları vardır. Ayrıca, alt dünyaların bazı sakinleri reenkarnasyon bekleyen insanların güneş ruhlarıdır. Güneş ve ay bu alemde dünyamız kadar parlak değildir, ve her iki yarım küre görüntüdedir. Alt alemin aynı dünyamız gibi orman, dağ ve yerleşimleri vardır, hatta sakinlerinin Şamanları da vardır.
Alt dünyanın hakimi Gök Babanın oğlu Erleg Handır. O ruhların durumları üzerinde, ne zaman ve ne nerede reenkarne olacakları üzerinde otoritesi vardır. Daha beden ölmeden erken alt dünyaya kayan ruhları geri getirmek için Şamanların ona başvurup talepte bulunmaları gerekir. Bu durumlar dışında orta dünyada yaşayan insanlar nadir olarak alt aleme girerler.
Alt dünyaya birçok farklı yolla girip çıkılır. Yollardan biri alt aleme akan ve Mongoldai Nagts tarafından girişi korunan ve beden ölmeden ruhların alt aleme girmelerini önlenen Erk Nehridir. Yine de, bazen ruhlar oraya kayar ve ruhun olmayışından kaynaklanan hastalığın kalıcı hasar yapmadan oradan geri getirilmesi gerekir. Erk Nehrinde seyahat çok tehlikelidir ve şiddetli akıntıları vardır. Bir ruhu alt dünyadan geri getirmeye çalışırken ölen bir Şamanın fazla tehlikeli bir yolculuğa girdiği ve ruhu kaybolduğu söylenir. Bir Şamanın alt aleme yolculuk yaptığı sırada Mongoldai Nagts ve Erleg Han ile karşılaşıp yatıştırmak ve ruhun geri alınmasını arz edip onları bu yönde ikna etmek zorunda olabilir. Alt aleme ayrıca mağaralardan, girdaplardan, derelerden ve alt alem varlıkların dünyaya çıktıkları mevcut birçok tünelden girilebilir.
Üst alem aynı alt alem gibi dünyaya büyük bir benzerlik arz etmektedir. Ancak üst alem, normal olarak insan ruhlarını barındırmaz, yine de Şamanlar tarafından ziyaret edilebilir. Dünyamızdan daha aydınlıktır, bazı efsanelere göre yedi güneşi vardır. Üst alemi anlatanlar, dünyaya benzediğini, ama doğası halen bozulmadığını söylerler. Sakinleri atalarının geleneksel tarzında yaşadıkları söylenmektedir. Üst alemin hakimi aynı Erleg Han gibi Gök Babanın oğlu olan Ulgen'dir. Bazen alemler arasındaki kapı aralandığında üst alemin aydınlığı açığa çıkar. Bu bulutların ötesinden gelen güneş ışınları şeklinde görülür ve bu durumda söylenen dualar özellikle güçlüdür.


Üst aleme seyahat etmek uçuş gerektirir ve Şamanlar bu yolculuğu yapabilmek için sıkça kuş şekline dönüşmektedirler. Yolculuklarını gerçekleştirmek için bir geyik veya ata da binebilirler. Yol direk yukarıya doğru veya Güneye, dünya nehrinin kaynağına doğru olabilir. Şaman inisiyasyonları ile ilgili bazı anlatımlar, üst aleme seyahat etmek ve Şamanın dünyada aldığı inisiyasyondan önce ruhlar tarafından inisiye edilmesini içermektedir. Üst aleme seyahat etmenin diğer bir yolu, şaman ayinlerinde bir ağaç olarak temsil edilen Evren Ağacı toroo'ya tırmanmaktır. Şaman vecd halinde fiziksel ağacı tırmanır ve ruhu aynı anda semalara toroo ağacında yükselir. Diğer bir yol da Şamanların erk Dagur Moğul terimi soolong ile ifade edilen erk rüyaları yoluyladır. Standart Moğol dilinde solongo gökkuşağı demektir ve Şaman rüya yoluyla bilgi almak üzere uykusunda gökkuşağın üstünden üst aleme yolculuk yapabilir.
Bu yazının başlarında ger'in dünya merkezini temsil ettiğini yazmıştık. Aslında, her bir kişi şuuru açısından dünyanın merkezinde durmaktadır. Şamanlar ayrıca çalışmalarını yaparken ritüelleri sırasında kendilerini dünyanın merkezinde konumlandırmaktadır. Dünyanın merkezi ile ilgili birçok farklı imajlar ilişkilendirilmektedir. Bunlar arasında en iyi bilinenlerden biri dünya ve üç alemi birbirine bağlayan eksenin buluşma noktası olan ger'de ateş yeridir. Diğer de, hem bir eksen, hem de bir iniş ve çıkış için bir sütun olan toroo ağacıdır. Sibirya ve Moğol gelenekleri bu ağacı dünyanın merkezine, ama ayrıca üst ve orta alemin birbirine dokunduğu güneye de atfetmektedir. Bazılarının "gündüz ve gecenin ayrımında" durduğu dediği dünya ağacıyla dünya nehri üst alemdeki kaynağından orta dünyaya girmektedir. Altayların geleneklerine göre, bu ağaca çıkıldığı zaman orman hayvanlarının efendisi Bayan Ami ile karşılanacaktır ve Şaman'ın üst aleme yolculuğunda yardımcı olmak üzere kazlar verecektir. Toroo ağacının tepesi gök kubbesini yerinde tutun gök çivisi kutup yıldızı altan hadaas'te göğe değmektedir. Dünya merkezinin diğer bir sembolü de dünya dağı Sumber dağının zirvesidir. Dünyanın merkezindeki zirve kuzey kutba yakındır ve kökleri alt dünyada bir kaplumbağa üzerindedir.

Rüzgar Tayı ve Buyanhişig
Şamanizm kişisel erk ve yaşama şans ve bereket getirmekle ilgilidir. Günlük yaşam bireyi başka insanlarla kesişen durumlarla yüzyüze getirmektedir, ama yaşamın ana sorunları kişisel evrenin içinde yatmaktadır. Evrenin bu kişisel açısından kişi evrenin tam ortasında Toprak Ana ile desteklenmiş ve Gök Babanın muazzam aydın maviliği tarafından sarılı durmaktadır. Kişinin kozmik ruhu (suns) parlak beyaz bir güneş gibi ışıldar ve beden ruhu (ami) bir kırmızı ışık noktası gibidir. Uzayın derinliğinde veya yeryüzünde kişi serbestçe seyahat edebilir. Çünkü kişinin kendi yolu vardır ve nihai olarak kendi hareketleri için sorumludur.
Kişisel psişik güce hii (rüzgar) veya hiimori (rüzgar tayı) denilir. Bu güç göğüste mekan etmektedir ve kişinin onu nasıl biriktirdiğine göre büyüklüğü değişir. Çok güçlü rüzgar tayı insanın berrak ve analitik bir şekilde düşünmesini, aldanmadan dış görünüşlerin ötesine görmesini sağlar. Rüzgar tayı Şaman ve diğer güçlü insanların yapılmasını gerekeni kolay bir şekilde becermelerini sağlar. Kişisel gücün zararlı emeller için veya evrenin dengesini bozmak için kullanmak rüzgar tayını tükettir. Bundan dolayı gerçek anlamda kötü niyetli insanlar zaman içinde kendilerine karşı yıkıcı davranışlarda bulunurlar. Evrendeki dengeyi yinelemeye yönelik hareketler ve dini uygulamalarla rüzgar tayı artırabilir. Semaya, dünyaya veya ataların ruhuna içecek sunmak, dua etmek veya ululamak gibi günlük basit hareketler rüzgar tayını destekler. Ada çayı, kekik, ardıç ve diğer otlardan çıkan kutsal buhur Şamanist tapınma sırasında rüzgar tayını yükseltir. Eğer belirli bir amaç için yapılırsa veya geleneksel bayramlarda yapılırsa kurbanlar da rüzgar tayını yükseltmek için diğer bir yöntemdir.
Semadan veya ruhlardan bir nimet olan buyanhishig, rüzgar tayına ilişkin bir kavramdır. Buyanhishig'i banka hesabına benzetebilen kişinin hareketlerine göre artan veya azalan bir varlık olarak görebiliriz. Büyük bir buyanhishig (kısaca buyan olarak da bilinen) birikimi kısmet, olumsuzluklardan korunmak ve mutlulukla sonuçlanır. İnsan ayrıca tabuları (yasakları) çiğneyerek, atalarının ruhlarına saygısızlık göstermek, amaçsız olarak hayvanları öldürerek doğa ruhlarını öfkelendirerek buyan kaybedebilir. Kişisel pislik de buyan'a zararlıdır. Misafirlere yiyecek ve içecek ikram etmek, ihtiyacı olanları doyurmak aynı rüzgar tayı gibi buyan'ı da artırır. Buyan aynı rüzgar tayı gibi düzgün ve basiretli bir yaşamla (yostoi), dini davranışlar ve kurbanla da artırılır. Gök Baba ve ruhlar ayrıca dallaga ritüeli ile çağrılabilir. Bu da buyan'ı yaşamımıza ve cemaatımıza getirir. Bu ellerle güneş yönünde yapılan dairesel bir hareketle birlikte zikredilen "hurai, hurai, hurai!" kelimelerle gerçekleşir.
Rüzgar tayı ve buyan'ın bilincinde olmakla kişi yaşamını güç, korunma ve iyi şansa geçirebilir. Yaşama karşı tavır, kişinin bulunduğu hareketlerde farkındalık ve davranışlarının nasıl kaderini şekillendirdiği konusunda bilinç yaratır. İdeal insan yostoi (geleneklere uygun yaşam) yaşamayı öğrenir. Bu da saygılı yaşamak ve dünya dengesini bozan tabuları ihlal etmemek anlamına gelir.


Doğa Dünyası
Taiga ormanların sonsuz büyüklüğü, bozkırlar üzerinde mavi göğün muazzam derinliği, Baykal gölünün, Altay, Hangay ve Sayan dağlarının ihtişamı Sibirya ve Moğolistan'ın Altay halkları arasında huşu ve hayranlık yaratmıştır. Topraktan geçinmek ve beslenmek için doğaya muhtaç olmaları, her ne kadar hayatta kalmak üzere hayvanları öldürmeleri gerekse de bütün yaşayanlara karşı saygı beslemelerine sebep olmuştur. İsraf tabu, Gök Baba ve doğa ruhlara karşı hakaret sayılır. İnsanların doğa ile ilişkisi sömürme üzerine değil, karşılıklı dayanışma üzerine kurulu olarak görülür. Doğaya karşı bu huşu Sibirya kültürlerinin binlerce yıldır çevreye bozmadan yaşamasını sağlamıştır. Bu yaşam tarzı yaşamı dünya ile dengeli bir şekilde sürdürmek ve doğa ve insan toplumunda dengeyi korumak anlamına gelen tegş ideali ile iyi ifade edilmektedir. Aslında insan kültürü ve toplumu diğer yaşayan varlıklara kıyasla özgün veya farklı olarak görülmemektedir. İnsan toplumu en karmaşık şekliyle bile yine de doğal bir sürecin ifadesidir. Özellikle ebeveynlerin çocuklarına anlattıkları öyküler olmak üzere, Sibirya halklarının mitolojisi doğada olup bitenlerin neden öyle olduklarını (uliger) açıklar ve hayvanların, hatta ağaçların bile insanlara çok benzer bir şekilde düşündüğünü ve bazı durumlarda insan gibi görünebildiklerini anlatır. Orman, dağ, göl, nehir, taş ve ağaçların ruhları vardır ve insanoğluna yiyecek ve barınma gibi armağanlarından dolayı saygıya layıktır.

Baba Gök, Toprak Ana, ve Semavi Objeler
Şaman dininin esas varlıkları Gök Babası (Tenger Etseg) ve Toprak Anasıdır (Gazar Eej). Tarihte Moğolistan'ın birleştiricisi Cengiz Han, gücünü Tenger'den bir vekilliğe dayandırıyordu ve bütün fermanlarını "Sonsuz Mavi Sema dileğiyle" sözleriyle başlatırdı. Gök Babası zamansız ve sonsuz mavi gök olarak tapılırdı. Her ne kadar iki oğlu olduğu söylense de bir kişi olarak görülmezdi. Gök Babası ve Toprak Anasını tapmak Sibirya'da neredeyse evrenseldir ve Kuzey Amerika'da da bulunur.
İklim direkt olarak Tenger'in tasarrufuna bağlı olarak görülür. Tenger dünyada dengenin yaratıcısı ve koruyucusudur ve iklimlerin doğal süreçleri, iklimlerin devinimleri onun tarafından sağlanır. Şimşek ve yıldırım Tenger'in hoşnutsuzluğunun göstergeleridir veya yüksek ruhsal güçlere sahip bir yeri belirlerler. Yıldırım çarpması hoşnutsuzluğu gösterirken, yıldırımın çarptığı yer etrafından onu tekrar Semaya göndermek üzere bir Şaman ritüeli ve yohor dansı yapılır. Yıldırım veya meteor tarafından çarpılan cisimlere ve kadim eşyalara Tengeriin Us (Semanın saçı) denilir. Onlar Semanın yoğunlaşmış erki olan bir ruh (utha) taşırlar. Yıldırım tarafından çarpılan cisimler (nerjer uthatai) ve meteor tarafından çarpılan cisimler (buumal uthatai) ruhlarıyla enerji şarj etmek üzere süt veya içkiye konulabilirler. Şamanlar utha ruhunun gücünü almak üzere bunu içerler. Diğer bir Tengeriin Us de yağmur yağdırma büyüsünde kullanılan bezoar taşıdır.
Hiçbir Şaman ritüel Gök Baba, Toprak Ana ve atalara invokasyon yapmadan başlamaz. Tengerin varlığı, günlük faaliyetlerde evrenin dengesiyle kişisel yaşamın ilintili oluşu açışında hep anılır. Yeni bir şişe içki açıldığında, üsten bir kısım alınıp bir kaba konulur, sonra da dışarıya çıkarılarak Gök Baba, Toprak Ana ve atalara sunulur. Tsatsah olarak bilinen bu ritüel Moğolistan ve Sibirya dininde önemli bir yer işgal eder. Ev hanımları ayrıca aynı şekilde süt ve çay sunarlar, ger'in etrafında yürürler ve sıvıyı üç kez dört yöne serperler. Tenger'in kaderi tayin etmekteki rolü günlük konuşmalarda Tengeriin boshig (Semanın taktiri) gibi sözlerle sürekli anılır. Kadınların mutfak ve mutfak eşyalarını temiz tutmaları tembih edilir, çünkü onların kirlenmesine meydan vermek Gök Baba'ya hakaret addedilir. Bayramlarda ve dağ ruhlarına kurban verildiğinde Tenger'e adaklar verilir ve dua edilir. Ayrıca kişiye özel bir ritüel olarak acil durumlarda Tenger'e yapılan özel bir kurban vardır. Yağmur yapma ritüelleri direkt olarak Tenger'e hitap etmektedir ve Tenge'e ve dağ ruhlarına adanmış oboo tapınaklarda gerçekleşir. Herkesin Tenger'e yardım için başvurma hakkı vardır, ancak bir felaket veya güçlü bir ruhun müdahalesiyle denge bozulmuşsa, hastasının Tenger ile bağlantısını veya evrendeki dengeyi tekrar tesis etmek üzere Şaman ruhların gücünü kullanır.
Bedende başın tepesi veya tacı olarak bildiğimiz bölgede Tenger'in küçük bir parçası mekan etmektedir. O dünyasının merkezinde duran birey ve üstündeki gökyüzü ile irtibat noktasıdır. Bu nokta kişinin ruhsal küresinin ortasında akan Tenger'den gelen enerjinin alındığı yerdir. Başın tacında olan bu Tenger parçasının gökyüzünde bir yıldız karşılığı vardır. Yıldız kişinin rüzgar tayı gücüne göre parlak veya sönük yanar. Ölümde yıldız söner.
Toprak Anası (Gazar Eej) aynı Gök Babası gibi insan şeklinde imgelenmez, beslendiğimiz ve dayandığımız dünya olarak görülür. Ona ayrıca İtugen de denilir ve özellikle dişi Şamanlara verilen adlar bu kelimenin türevlerindendir (yadgan, utgan, udagan, vs.). Bu Şamanların Toprak Anasını anmak ve ululamakla ilgileri olduğunu ima eder. Kızı Umai, rahim tanrıçasıdır ve Dünya Ağacında yatan beden ruhlarının bakımcısıdır. Umai, ayrıca Tungus dilinde "toprak" anlamına gelen Tenger Niannian olarak da bilinir. Ağaçlar Toprak Ananın erkinin tezahüratıdır ve Toprak Anasına tapma erk ve güzelliğini uygun bir şekilde yansıtan ağaçlara karşı yapılabilir. Toprak Ana ve kızı Umai'a bereket için yakarılır. Toprak Ana ve Gök Babasının diğer bir kızı, ateşin ruhu Golomto çakmak ve demirden zuhur ettiği söylenir. Dünya merkezindeki duman deliğin altında duran, üzerine yukarıdan güneş ışığı düşen ve toprak, madden ve bitki ürünlerinden yaratılan ateş, sema ve dünyanın ilksel birliğini temsilen yanmaktadır. Ateşin ışığı Semanı ışığını ve sıcaklığı Toprağın barındırıcı özelliğini anımsatır. Aynı ağaçlar gibi, bütün insanlar aşağıdaki Toprak Anadan ve başın taç bölgesiyle Gök Babadan enerji çekerler.
Güneş ve ay Tenger'in gözleridir; onlar ayrıca özleri karşılıklı olarak ateş ve su olan iki kız kardeş olarak görülmektedirler, Işıkları sonsuza dek dünyaya parlayan Tenger'in gücünü temsil eder. Güneş ve ayın devimleri, zaman ve hatta bürün doğal süreçlerin döngüsel oluşunu göstermektedir. Bundan dolayı, Sibirya Şamanizm açısından zaman önemsizdir. Zaman sonsuza dek dönüp dolaşır ve her noktası diğeriyle temas halindedir. Dolayısıyla, zaman ve mesafenin Şaman ritüellerinde anlamı yoktur ve bir Şaman hiç hareket etmeden herhangi bir zaman veya bölgeyle direkt irtibat kurabilir. Dünyanın merkezi herhangi bir yerde ve zamanda olabilir.
Resim: Austen Osman Spare
Gökyüzünden elde edilir buyanhishig miktarı ay devrelerine göre değiştiği görülüp en güçlü günleri ayın yeni veya dolu olduğu zamandır. Güneş devresi, solstis ve ekinokslar [en uzun gün, gece ve gündüz süresi eşit olup mevsimlerin değiştiği günler] bayram günlerini belirlemek üzere ay devresiyle koordine edilmektedir. Örneğin, yılı başlatan Beyaz Ay Bayramı kış solstisten [21 Aralık] sonraki ilk yeni ayda yılı başlatmaktadır ve Kızıl Yuvarlak Bayramı yaz solstise [21 Haziran] en yakın dolunay ayda tutulur.
Ruhsal güçlere sahip birkaç gök cismi daha vardır. Bunlardan biri hem sabah, hem de akşam saatlerinde gözükebilen Venüs gezegeni Tsolman'dır. Sıkça gücünü çağırmak üzere Şaman davullarında resmedilmektedir. Tsolman, savaş okları diye tanımlanan kuyruklu yıldız ve meteorları gönderendir. Büyük Ayı takım yıldızı Doloon Obgon (Yedi Yaşlı Adam) olarak bilinir. Onların konumu gökyüzünü yerine tutan Kutup Yıldızının (Altan Hadaas) yerini gösterir. Gök kubbesinin Kutup Yıldızı etrafında döndüğü gözlenimi, aslında dört mevsimde Büyük Ayı takım yıldızının konumunu gösteren gamalı haç, has temdeg sembolünün yaratılışına yol açmıştır, İlginçtir ki, bu sembol sadece Sibirya'da değil, ama birkaç Kuzey Amerikalı kültürlerinde de bulunmaktadır, bu da çok kadim bir kökenin varolduğunu göstermektedir. Pleiades takım yıldızı diğer bir güçlü ruh grubu olarak ululanmaktadır, Bu takım yıldızında gök tanrıları toplanıp yeryüzüne bir kartal şeklinde ilk Şamanı göndermeye karar vermişlerdir. Beyaz Ay bayramında on dört insens/buhur çubuğu yakılır. Bunlardan yedisi Yedi Yaşlı Adama, diğer yedisi Pleiades içindir.

Atalar
Ataların ruhları, Gök Baba ve Toprak Ana ile birlikte bütün ritüellerde invoke edilmektedir. Sibirya ve Moğol Şaman geleneğine göre, ruh birkaç parçadan oluşmaktadır, genelde bunların sayısı her biri ölümden sonra ayrı kaderi olan üçtür. Bunlardan, suld veya unen fayenga olarak bilinen altı ruh sürekli olarak dünyada atasal bir ruh olarak kalır. Atasal ruhlar genelde birer koruyucu ve yardımcı olarak torun ve diğer akrabaları ile irtibatta kalırlar. Birkaç kuşak sonra bu ruhlar akrabalarının meskenlerinden uzaklaşabilir, ama çağrılığında yardıma hazır bulunurlar. O zamana dek onlar dualarda deedes mini olarak dualarada çağrılan atalar grubuna dahil olacaklardır. Atasal ruhlar akrabalarının mekanlarından ayrıldıktan sonra genelde taş, dere veya ağaç gibi doğal yerlere yerleşirler. Onlar, ritüeller sırasında Şamanlar tarafından yardımcı ruhlar olarak çağrılır ve bir ongon ruh evine yerleştirilebilir.
Belirli ruhlar esas olarak ata, cet olmamalarına karşın atasal ruhlar olarak kabul edilen belirli ruhlar vardır. Moğollar Mavi Kurt ve Kızıl Geyik eski ataları olarak anımsarlar ve Buryat Moğolların Buh Baabai Noyon (Prens Baba Boğa) diye efsanevi bir ataları vardır. Ayı birçok Sibirya grubu tarafından bir ata olarak tanınır, hatta Moğolların ayı için kullandığı kelime aslında "baba" (baabgai) kelimesinin bir türevidir. Cengiz Han Moğolların koruyucu bir atasal ruhu olarak görülür ve hem devletin hamisi olarak tapılır, hem de evliliğin koruyucusu olarak görülür. Moğol mekanlarının kutsal köşeleri genelde Cengiz Han ve ölmüş akrabaların resimleri ve aile kullanımı için Şamanların yaratmış olduğu herhangi bir ongon içerebilir.

Tenger, Çotgor ve diğer Doğa Ruhları
Resim: Austen Osman Spare
Gökte ve doğada çok sayıda farklı ruhlar vardır; bazıları çok güçlüdür ve Şamanlar tarafında idare edilemez, diğerlerinin kontrol edilmesi nispeten kolaydır. Dengeyi yeniden tesis etme dışında, hiç bir ruh rahatsız edilmemeli veya kontrol edilmemeli, hele sırf merak veya gereksiz yere hiç irtibat kurulmamalıdır. Ruhlar bedenli canlı varlılardan ne üstün ne de aşağıdır, sadece özde fark vardır, bu açıdan insan ve hayvanlara gösterilen aynı saygı onlara gösterilmelidir. Doğa ruhlarının en güçlüleri dört yönün her bir köşesinde yaşayan gök ruhları tenger'dir. Doğu ve batı tenger'ler siyah ve beyaz Şamanlarla ilişkilendirilmektedir. Batı tenger'lerinin insan, köpek ve yenilebilir bütün hayvanları yarattığı ve doğu tenger'lerinin kartal, yenilmesi yasak hayvanları ve hastalık ruhlarını yarattığı söylenir. Dünyanın istikrarlı olabilmesi açısından iyi ve kötü arasında dengeye ihtiyacı gerektiği için doğu tenger'ler hep kötü olarak düşünülmez. Doğu tenger'lerinin en önemlisi Ulgen'in kardeşi ve yeraltı alem ruhlarının efendisi Erleg Handır. Su ruhlarının efendisi Usan Han güney yönünden çağrılır (invoke edilir); ayrıca Tatay Tenger olarak bilinen Keiden kuzeyden çağrılır. O şiddetli fırtınalar, şimşek ve hortumların efendisidir. Tenger'ler çok güçlüdür ve kontrol edilemez, ama Şaman ritüelinde yardımcı olmak üzere çağrılabilirler. Gök ayrıca, o denli emsalsiz yaşam yaşamış ki tekrar alt dünyaya inmeye gereği olmayan insanların güneş ruhları olan endur ruhlarının mekanıdır. Onlar tenger'ler kadar güçlü değildir, ama bulutlarda yaşarlar ve yağmurun yağmasını sağlarlar.
Dünya çok çeşitli ruhların mekanıdır, bunların arasında çotgor, ozoor, ongon, burhan ve gazriin ezen ruhları vardır. Birçok Sibiriya kabilesi arasında bu ruhlar toplu olarak ayyy olarak bilinirler. Aynı zamanda kut veya abaasi olarak bilinen çotgor ruhları fiziksel ve akıl hastalıklarına, kafa karışıklığına neden olurlar. Bazı çotgar'lar alt aleme yollarını bulamamış ölü insanların suns ruhlardır. Böyle durumlarda, Şamanın onları uygun mekanlarına göndermesi gerekir. Diğer sorun yaratan ruhlar hiç bir zaman fiziksel olarak yeryüzüne enkarne olmayıp doğada varolmaktalar. Bir Şaman tarafından kontrol altına alındıktan sonra yardımcı ruhlara dönüşebilirler. Ozoor, ongon ve burhan ruhları genelde insanlara karşı etkileri açısından nötr olmaktadırlar, ancak zaman zaman sorun yaratabilirler. Ozoor ve ongon ruhları birçok kez doğadan serbestçe gezen ataların sud ruhlardır. Bunlar Şamanların en önemli yardımcı ruhları arasındadır. Utha olarak bilinen özel bir ongon ruh türü Şaman silsilesini takip edip, Şaman için bir tür ek ruh ve rehber olmaktadır. Bir Şamanın bedeninde enkarne olmamakta, ama geçmişte birlikte olduğu bütün Şamanların kitlesel anılarını taşımaktadır. Bir utha ruhu Şaman atası olarak başlamış olabilir, ama soyun esas Şamanı ölünce gelecekte Şaman olacak kişiye bağlanır ve inisiyatik vizyonu verir. Burhan ruhları çok güçlüdür ve genelde Şaman tarafından idare edilemez, ama hastalığa neden olurlarsa hastayı yalnız bırakmaya ikna edilirler. Çok güçlü ruh yardımcıları olan Şamanlar bir burhan'ı belki kontrol edebilirler, bu durumlarda o terbiye edilip daha az güçlü bir ongon ruhuna dönüştürülür.
Gazriin ezen yeryüzünde ve doğada dağ, göl, nehir, taş, ağaç, yerleşim alanları, binalar, hatta ülkeler gibi belirli yerlerin hakim ruhlarıdır. Bazen doğada onlara ait olan yerlerde mekan etmek isteyen atasal ruhlarla itilaf ve mücadeleye düşerler. Bazı cenaze adetleri, atasal ruhların doğada rahat etmeleri için ölmüş kişilerin suld ruhlarını ve gazriin ezen teskin etmeye yöneliktir.

Hayvanlar, Totemler, Hayvan Rehberleri ve Av
Orman ve sular dünyası insanın hayata kalması için gerekli vahşi hayvanların mekanıdır. Hayvanlara "ami ruhuna sahip olan" anlamına gelen amitan hayvanları denilir, çünkü insanlar gibi yaşayan bedenin solunum ve sıcaklığını veren bir ami ruhuna sahiptirler. Hayvanların ami ruhları genelde kendi türünden yavrulara yeniden enkarne olurlar. Dolayısıyla, geyikler geyik olarak, ayılar ayı olarak reenkarne olup tekrar doğarlar. Ruhlara sahip oldukları için hayvanların aynı insanlar gibi kişilikleri, dilleri ve hatta psişik yetenekleri olduğu kabul edilir.
Bütün av hayvanların hakim ruhu Bayan Ahaa (zengin ağabey) olarak bilinir. Avcılar avda şanslarını artırmak için ondan dilekte bulunurlar. Vahşi doğanın en önemli hayvanları Sibirya kaplanlarıdır, kar leoparları ve ayıdır. Buryatlar kaplana Anda Bars (en iyi dost kaplan) derler ve iyi av için ona dua ederler. Sibirya genelinde ayı hayvanların hakimi olarak görülür ve bir ata olarak ululanır. Birçok Sibirya kabilesinde ayı öldürüldükten sonra onu onure eden özel törenleri vardır.
Hayvanlar reenkarne eden ruhlara sahip oldukları için, ruhları gücenmesin diye öldürülürken uyulması gereken birçok kural vardır. Aksi halde, onlar öfkelenebilir ve kabile avlanma sahasına gelmeyebilirler veya diğer hayvan ruhlarına uzak durmalarını söyleyebilirler. Büyük bir hayvan öldürüldüğü zaman veya büyük balık yakalandığı zaman, avcı veya balıkçı hayvan ruhunu teskin etmek üzere yas tutup ağlayabilir. Avcılar ayrıca hayvan öldürdükleri zaman onlara özür dilerler, hayatta kalmak için ete ve deriye ihtiyaçları olduklarını anlatırlar. Evcil hayvanları da saygılı bir şekilde öldürülür. Kafa kesilmez, çünkü gırtlağı kesmek ami ruhu incittir. Toplu olarak zuld denilen baş, gırtlak, akciğer ve kalp bir hayvanın ami'sinin mekan ettiği yeridir ve tek paça olarak bedenden çıkarılmalıdır. Hayvan bir kurban için öldürüldüğü zaman deri ve zuld semaya doğru diklenmiş direklere asılır. Ayılar yenildikten sonra kurukafası ve bazen tüm iskeleti ormanda bir direk veya platforma konulur.
Hayvan ruhlarına karşı bu saygı av konusunda bazı kuralları getirir. İlk başta ormana girerken saygılı davranmak gerekip gülmemeli, bağırmamalı ve koşmamalı. Onun yerine bir hayvan gibi sessiz ve dikkat çekmeyecek şekilde hareket etmek gerekir. Ormanda sopa atmak Bayan Ahaa ve orman ruhlarına hakarettir, dolayısıyla tabudur (nugeltei). Aynı şekilde su birikintilere idrak boşaltmak ve taş atmak da yasaktır. Hayvanlar yiyecek veya deri, kürk ihtiyacı dışında hiç bir zaman öldürülmemelidir ve bu gerekli olduğu zaman hızlı ve insancıl bir şekilde yapılmalıdır. Av cemaatta paylaşılmalı ve depolanmamalıdır, et örf ve adetlere (yostoi) uygun bir şeklide kesilmelidir. Bu basit kuralla uymak avın hayvanların dönmesini ve hayvan ruhlarıyla iyi bir ilişki temin eder.
Nehir, göl, dere ve denizler, su hayvanlarının mekan ettiği yerlerdir ve aynı zamanda dünyalar arası yolculuk yapan ruhların geçişleridir. Martı ve altın gözlü ördek özel su kuşları olarak görülür. Birçok Sibirya halkı arasında yaygın olan bir efsaneye göre en eski çağlarda dünya suyla kaplıydı ve martı ve altın gözlü ördek deniz dibinden toprak getirip kara parçası oluşuncaya dek yığdılar. Dalgıç kuşu, dalma özelliğinden dolayı çok özel bir su kuşudur. Su ruhlarla doludur ve dalgıç kuşu bütün diğer kuşlardan çok sudaki ruhlarla iletişim kurabilme özelliğine sahiptir. Dalgıç kuşunun çığlığı Moğol ve Sibirya Şamanları tarafından sıkça şarkılarında taklit edilir. Balıklar arasında sudak balığı güçlü sayılmaktadır ve bu balığın imajları batıda Samyed'den doğu Sibirya'daki Tungus'a dek Şaman ritüellerinde kullanılmaktadır.
Doğada gözüken hayvanlar, aslında bazen işlerini yapmak üzere ruhsal yolculukta hayvan şekline bürünmüş Şamanlardır. Onlar kuş, memeli hayvan, sürüngen ve hatta balıkların bile şekillerini alabilirler. Bazı hikayeler bir hayvanın bir avcı tarafından öldürüldüğünü ve hayvan aslında Şamanın ruhu olduğu için Şamanın aynı anda ritüel yaparken öldüğünü anlatır. Atasal ruhlar veya basit insanların ruhları da zaman zaman hayvan şekline girebilir. Dagur Moğollara göre ruh yolculuğu yapan Şamanlar için özellikle oklukirpi, yılan, tilki, çakal, örümcek ve sülün seçilir, bu hayvanların normal olarak yenilmezler.
Belirli bazı hayvanlar kabile veya aşiretler özgün totem veya sembolik ata sayılırlar. Bunların arasında en ünlüleri Moğolların efsanevi ataları Mavi Kurt ve Kızıl Geyiktir. Buryatlar ayrıca ataları olarak boğayı tanırlar. Sibirya boyunca kartal da bir atasal totem olarak görülür ve Moğolistan'da kartal Şaman geleneğine bağlanmaktadır. Yakutlar arasında belirli aşiretler belirli bir memeli hayvan veya kuşu totem hayvanı olarak tanırlar. Hayvanın ismi tabudur ve günlük konuşmalarda farklı isimlerle söz edilir. Moğolca'da ayı için belirli bir kelime bulunmaması olası olarak bu sebeptendir, zira ayı neredeyse bütün Sibirya halkları tarafında bir ata olarak kabul edilir. Moğolistan'da "kurt" kelimesi de birçok topluluk arasında tabudur.
Hayvan ruhları ayrıca Şamanlar için rehber ve öğretmendirler. Yakut geleneğine göre bir Şaman, Şaman ruhuyla irtibat kurduğu anda, o onu rehberi olacak güç hayvanıyla tanıştırır. Bu hayvana "hayvan eşi" veya "hayvan anası" denilir. Bundan böyle, Şaman sadece bu hayvandan ders alma ama aynı zamanda ruhsal yolculuk yaptığı zaman o hayvanın şeklini alır. Bir Şamanın gücü artıkça, o güç hayvanı koleksiyon ilaveler yapacaktır. Genelde Şamanın kıyafeti değişik hayvanların postları veya kürk parçaları içermektedir, bunlar da bağlı oldukları güç hayvanların ongon ruh evleridir.

Kutsal Dağlar ve Ağaçlar
Resim: Austen Osman Spare
Dağlar, dereler, ormanlar ve bireysel taş ve ağaçların hepsi Toprak Ananın bir parçasıdır, ama aynı zamanda doağ ruhları gazriin ezen'in mekanlarıdır. Bazıları, ama hepsi değil bir zamanlar insan ruhlarıydı ve o denli eski atalardır ki torunları onları arık hatırlamamaktadır ve ruhları arasında artık bir bağ kalmamıştır. Yüz binlerce yıllık insan tarihinin geçmişine bakıldığında doğada bu ruhların sayısı ne denli fazla olduğunu hayal edebiliriz. Çok ihtişamlı bir dağ veya ağacın suld 'e sahip olduğu söylenir, bu da ölümden sonra doğada kalan ruh için kullanılan aynı terimdir. Farklı biçimde taş ve ağaçların güçlü bir ruhu barındırdığı inanılır ve onlara saygı gösterilir bazen tütün veya içki sunulur. Bu ruhlar doğanın her tarafında bulunduğu için gereksiz yere doğal yapıları yok etmek veya ağaçları kesmek, budamak veya hırpalamak son derece tabu sayılmaktadır. Öfkeli bir doğa ruhu çok güçlüdür ve Şaman onu kontrol veya teskin edinceye kadar kişi veya bir topluluğa karşı birçok sorunlara neden olabilir.
Dağ ruhlarının son derece güçlü oldukları inanılır ve iyi av ve bol yenilir doğal sebze ve ot sağlamak üzere onlara dua edilir. Bu seremoniler genelde yerel kabile veya aşiretin yaşlıları tarafından genelde ekinoks ve solstislerde yapılır. Dağ ruhları ve diğer güçlü gazriin ezen özel tapınaklarda (oboo) tapılır. Oboo genelde yaklaşık olarak konik şeklinde 2-3 metre boyunda taş ve ağaç dallarının yığılmasından meydana getirilmiştir. Yolcular bir oboo'nun yanından geçerken etrafında üç kez yürümeleri ve üzerine bir taş koymaları öngörülmüştür. Bunu yaptığı zaman kişi sadece ondan asgari belenen ruha karşı saygı göstermiyor, ama sembolik olarak ruhun gücüne bir taş koyarak takviye etmekle aynı zamanda rüzgar tayı ve yolculuğu için iyi şans almaktadır. Oboo aynı zamanda yıl boyunca yakın aile veya aşiretlerin yerel ruhun ve ayrıca Gök Baba, Toprak Ana ve diğer Şamanist ruhların onuruna kutlama yaptığı birkaç törenin uygulandığı yerlerdir. Oboo'lar sadece dağları temsil etmiyor, ama aynı dağların Tenger'e daha yakın ve dolayısıyla ruhsal açıdan daha güçlü sayıldığı gibi, yukarı gösteren şekilleriyle sema ve dünya arasında yakın bir buluşma yerini temsil ediyorlar.


Ruh Alemi
Moğol Şamanların dünya görüşlerinde ruh alemi ruhların farklı bir özleri olması dışında fiziksel alemden fazla farklı görülmemektedir. Hatta, doğal ve ruhsal alemlerinin ayrımı biraz keyfi bir görüştür çünkü ruhlar her yerde her şeyin içindedir. Ruhların bedenli varlıklardan farlı özellikleri vardır, onlar istediklere yere çok hızlı bir şekilde uçabilirler ve çok uzak mesafede, geçmiş veya gelecekteki şeyleri görüp hissedebilirler. Batılıların telepati veya psişik yetenek dedikleri şey insanların içinde bulunan ruhların yeteneklerini kullanarak şeyleri sezmeden başka bir şey değildir. Güçlü rüzgar tayı olan insanlar özellikle psişik güçlere vardır, çünkü rüzgar tayı psişik enerjiyi yükseltir. Şamanlar düzenli olarak ritüelleri sırasında ruhların özelliklerini üzerine alırlar ve utha ve diğer yardımcılarının desteğiyle başak yerlere uçabilmekte veya uzakta veya ruh aleminde olan şeyleri algılayabilmektedirler.

Kişide Birden fazla Ruh Olması
Bütün insan ve hayvanlar birden fazla ruha sahiptir; bir fiziksel bedende mekan edebilmek için birkaç farklı ruhun bir arada bulunması gerekiyor. Bütün Sibirya ve Moğolistan boyunca insanın en az üç ruha sahip olması gerektiği inanılır. Samoyed gibi bazı topluluklar bu sayının daha fazla olduğunu, kadınlarda dört ve erkeklerde beş olduğu inanılır. Hayvanlar da her biri reinkarne eden iki ruha sahiptir: beden ruhu ami ve suns ruhu. Bundan dolayı av hayvanları bölgelerine tekrar tekrar dönen ruhlara sahiptir ve bundan dolayı gücendirilmemelidir. İnsanlar aşağıdaki üç ruha sahiptir (kolaylık açısından sadece Moğol terimleri veriyorum):
· Suld ruhu, ölümden sonra doğada kalır
· Ami ruhu, reenkarne eder
· Suns ruhu, reenkarne eder
Üç ruh bedeni saran enerji alanında bulunur. Üç ruh arasında, yaşama en kritik olan suld ruhudur. Eğer bedenden ayrılırsa ölüm hemen hemen kaçınılmazdır. Diğer iki ruh herhangi bir zarara neden olmadan fiziksel bedenden geçici olarak ayrılabilir. Canlı bir varlık küresel bir enerji alanını işgal eder. K ürenin yedi çakraya tekabül eden yedi deliğin kesiştiği dikey bir ekseni vardır. Suld ruhu bu bölgede bulunan küçük bir tenger vasıtasıyla Gök Baba ile direkt bir irtibat bulunan başın tepesindeki taç bölgesinde bulunur. Diğer iki ruh beden eksenindeki deliklerden girip çıkar. Tam dengeli olabilmeleri için suns ve ami ruhları hep eksenin zıt taraflarında bulunmaları gerekir. Biri heyecanlandığı zaman ruhların yedi delikten dolaşımları hızlanır, bu da kalbin atışlarının hızlanmasına ve yükse enerji ve gerilim hissine neden olur. Ami veya suns ruhlarının dengesi ruhsal bir saldırı veya fiziksel travmayla bozulabilir. En ciddi durumlarda ami veya suns bedenden dışarıya atılabilir ve bu uzun süre devam ederse hastalığa veya zihinsel dağınıklığa sebep olabilir. Ruh kayıplığı veya dengesizliği durumunda düzeni tekrar tesis etmek üzere bir Şamanın yardımına gerek vardır. Ruhların gücü kişinin sahip olduğu hiimori (rüzgar tayı) miktarına orantılıdır. Farkındalık (setgel) göğüs bölgesinde odaklanmaktadır. Beyin her ne kadar bedensel işlevler için önemli görülürse de, bilincin nihai merkezi göğüstür.
Suld üç beşeri ruh arasında en bireyselleşmiş olanıdır. Sadece bir kez bir fiziksel bedende mekan eder. Ölümden sonra bir süre bedenin etrafında bulunur ve bazı topluluklar bu ruhlar yardım ve korunma için yakın tutmak üzere kalabilecekleri ongon ruh evleri yaparlar. Yaklaşık olarak sekiz nesil sonra suld bir doğa ruhuna dönüşür. Suld hiç bir geçmiş yaşam deneyim taşımaz, dolayısıyla birisini diğer insanlardan ayırt eden özellikleri geliştirir. Karizma ve itibar güçlü bir suld ruhunun belirtilerdir, bundan dolayı suld, dağ ve ağaçların ihtişamını belirtmek için de kullanılır.
Ami bedene dirilik veren ruhtur. O solunum, amisgal ile ilgilidir. Ölümden sonra, sema ve dünya arasında bir kuş şeklinde beklediği Dünya Ağacına döner. Ami ruhları akrabaları arasında tekrar doğma eğilimindedir. Ami, onları doğum anında bedenlere girmek üzere ruh atları, omisi murin üzerinde gönderen rahim tanrıçası Umai'nin koruması altındadır. Ami, bir hastalık anında geçici olarak bedenden çıkmış olsa da, ami ölümden önce sürekli olarak bedeni terk etmez.
Suns ruhu, suld ruhu gibi kişiliğin gelişmesine katkıda bulunur, ama aynı zaman geçmiş yaşamların birikimini de taşır. Suns, enkarnasyonlar arasında alt alemin bir sakinidir, ama dost ve akrabaları bir hayalet şeklinde ziyaret edebilir. Alt alemin efendisi Erleg Han suns için sorumludur ve ne zaman ve nerede doğacağını tayin eder. Eğer bir ruh dünyada yaşamı boyunca içi fesat olup büyük kötülük yapmışsa, onu ruhların sonsuza dek yok edildiği (helak) alt alemin bir kısmı olan Ela Guren'e gönderebilir. Suns ayrıca bedeni terk edip alt aleme girebilir, bu durumda bir Şamanın ruhu geri getirmek için Erleg Han ile müzakereye girmesi gerektirebilir.
İnsanları oluşturan ruhlar üçlemi üç aleminin özlerinin karışımı olarak görülebilir. Suld en çok bu dünya ile bağlantılıdır, çünkü başka bir yerde yaşamaz. Ami, Dünya Ağacında yaşar ve neredeyse bir üst alem varlığıdır. Suns'un alt aleme ait olduğu açık ve kesindir. Fiziksel bir varlık olabilmek için çok sayıda ruha sahip olma gereği, canlı fiziksel bir varlığın birden fazla aleme ait ruhlarının kesişmesini temsil ettiğini ima etmektedir.

Şamanın Yaşam Çemberi ve Su Devinimi
Ami ruhu nefesle ilintiliyken, suns ruhu suya ilintilidir. Su yolları suns ruhların seyahat etmeleri için geçitlerdir. Bu özellikle güneyde Dünya Ağacından orta alemi giren ve sonrada kuzeyde alt aleme inen Dünya Nehri için geçerlidir. Tabii ki, bu inanç doğal gibi gelebilir, çünkü Kuzey Asya'nın bütün önemli nehirleri Kuzey Kutbu denizine sürekli su akıtmaktadır, aynı şekilde suns ruhları dünyaya tekrar tekrar dönerler. Çeşitli efsanelerden Sibirya boyunca yaygın olan bu süreci anlatan bir model gelişmiştir. Bu modele göre, ruhlar, Umai'nin ami ruhlar üzerinde durduğu Dünya Ağacı ile Dünya Nehrinin kaynağından dünyaya girerler. Doğum anında, reenkarne olan ruhlar nehirden aşağı iner ve bebeği girer. Ölüm anında, suns nehirden aşağı yüzerek ***ğKuzey Kutbu denizine alt alemin girişine iner, bu arada ami bir kuş şeklini alır ve Dünya Ağacına geri uçar. Bu dünyaya yineden dönebilmek için suns ya yeraltında Dünya Nehrin kaynağına seyahat eder veya Samanyolu'ndan geçerek üst ve orta alemlerin dokunduğu güneye seyahat eder.
Bu yaşam devinimi, yerel halklarının kuşaktan kuşağa gözünden kaçması mümkün olmayan su devinimine karşı ilginç bir paralellik sunar. Su dünyaya yağmur şeklinde yağar ve derelerle topraktan akar (dereler alt dünaya giriş olduğu inanılır). Nihai olarak denize akar, burada buharlaşma ile su tekrar yağmur şeklinde düşeceği göğe çıkar. Aynı şekilde, beşeri ruhlar Dünya Nehrini takip ederek denize gelirler ve yeniden doğmak üzere tekrar kaynağa inerler.

Ruh ve Toprak Karşılaştığı Zaman: Örf ve Adetler, Tabular ve Ongon'lar
Daha önce belirttiğim gibi, ruhsal ve fiziksel dünyalar aslında ayrı değildir, çünkü birçok yerlerde birbirine kesişmekte ve dokunmaktadırlar. Ancak, özel dikkat gerektiren ve belirli davranışlarla yönetilen, ruh alemi ve dünyanın dramatik şekilde birbirine değdiği belirli olaylar vardır. Bunlar, bir Şaman, yeniden oğan veya ölen bir kişi gibi belirli bir insanda gömülü olabilir. Ruh ve toprağın dokunduğu fiziksel yerler arasında dağ, ağaç veya oboo veya bir ruh için özel tasarlanmış mekanlar, ongon gibi kutsal merkezler vardır. Ruhlar ile irtibat kurmak, irtibat kurlan ruhun türü ve karakterine göre olumlu veya olumsuz, ulvi veya süfli olabilir. Bu ayrıca kişinin ruhlarına tehlike arz edebilir, çünkü ruhları celbedip başka dünyalara takip etme eğilimi gösterebilirler.
Bir Şamanla temas kurmak genelde emniyetlidir, çünkü ruhlarını faydalı amaçlar için kullanır, ama diğer yandan, ruh alemiyle irtibatı olan d iğer kişilerle temas kurmak tehlikeli olabilir. Ruh musallatı, pozesyon veya obsesif etkiler hastalık veya delilik yaratabilir ve şifa için hemen müdahale gerektirir. Yeni doğan çocuklar ve annelerin doğumdan sonra bir süre tecrit edilmeleri öngörülür, bu sadece bebeğe yeni giren ruhları korumak için değil, ama aynı zamanda ruhların anneden girişleri onu biraz dünya dışı ve diğer insanlara karşı biraz tehlikeli kılmaktadır. Aynı şekilde, ruhların dünya çıkışında yakın olmalarından dolayı, ölen bir kişinin ev halkı ve cesediyle ilgilenen kişi geçici bir süre tabu sayılmaktadır. Ölen birinin adını anmak birkaç gün ve sonsuza dek arasındaki bir süre için tabu kalabilir. Ölen kimsenin adını söylemek onu alt dünyadan geri çağırabileceği veya gitmesi gereken yere gitmeyip kalmasına sebep olabileceği inanılır. Bu tehlikelidir, çünkü ölmüş insanlar sevdikleri insanların suns ruhlarını almaya çalışabilirler.
Doğadan ruhsal yönünden güçlü olan yerlerde orada mekan eden ruhlara saygı gerekir. Ruhlara hakaret etmek failine veya topluluğuna karşı bir saldırıyla sonuçlanabilir. Diğer yandan, bu yerlerin ruhlarını onure etmek iyi şans ve refah getirir.
Özel olarak hazırlanmış ruh mekanları, Ongon'lar, ruhlar ve fiziksel dünya arasında özel irtibat yerleridir. Bunlara saygı gösterildiği sürece faydalıdırlar. Ongon'lar Moğolistan ve Sibirya'daki en önemli Şaman araçları arasıdadır ve hemen hemen bütün kabileler onları kullanır. Onlar çok farkı şekillerde bulunurlar; ahşaptan oyulmuş, deri üzerinde boyanmış, tahta bir çembere takılmış veya metalden yapılmış olabilirler. Ongon'ları yapmak için kullanılan malzeme ahşap, deri, keçe, taş, kağıt, kürk, tüy ve metal içerir. Bazı ongon'lar soyuttur ve taş bebeklere benzerler. Ongon normal insanlar tarafından imal edilse de, onu diriltmek içine bir ruh yerleştiren Şamana düşer. Çoğu ongon'lar atasal ruhlar veya hayvan ruhları tarafından işgal edilir, ama bazıları son derece güçlü doğa ruhları içermektedir. Diriltildikten sonra, ongon, ger'in kutsal bir yerine yerleştirilerek onure edilir ve içki, kan, süt veya yağ verilerek beslenir. Moğol evlerinde bulunan en önemli ongon'lar arasında Zol Zayaak ve Avgaldai vardır. Zol Zayaak ve Avgaldai, eril-dişil bir çift olarak resmedilir ve ev sakinlerinin ve evcil hayvanların koruyuculardır. Avgaldai ayı atanın bakır maskesidir ve zaman zaman üçlü yılda bir yapılan, bütün ruhları onure eden ve yeni Şamanları inisye eden ominan ritüelinde bir Şaman tarafından giyilir. Şamanların genelde ruh yardımcılarını barındıran çok sayıda ongon'ları vardır. Hatta, Şamanın kıyafeti utha ruhunun ongon'udur. Şifa ve ruhları geri getirme ritüelleri için özel ongon'lar yaratılabilir ve tedavi sürecini devam ettirmek ve ruhlarını korumak üzere hastanın yanında bırakılabilir. Ahşap veya ottan yapılı geçici ongon'lar bazen ritüellerde bir hastalık ruhunu tutmak için kullanılır. Sonrada bu ruh, ongon doğada dağıtıldığı zmana serbest bırakılır. Ongon'lar nesilden nesile elden ele geçer çünkü barındırdıkları ruh içinde yaşamaya devam eder, ama ihmal edilmesi husumetine neden olabilir.


Şaman
Moğolistan ve Sibirya ruhsal inançlarına Şamanizm denek biraz yanıltıcıdır, çünkü Şamanın kendisi ululanmamaktadır, sadece ruhlarla olan özel ilişkisinden dolayı saygı görmektedir. Bazı alimler, bu geleneksel dine Tengrizm diye adlandırmaya başlamıştır. Bu aslında daha uygundur, çünkü ibadet Tenger ve ruhlar etrafında odaklanmıştır. Ruhları onure eden günlük uygulamalarda bir Şamanın gerekmemektedir. Bir Şaman sadece bozulan dengeyi yineden tesis etmek ve hastalığa şifa getirmek için bir Şamanın güçlerine ihtiyaç duyulur ve çağrılır. Bazı kabilelerin birden fazla türde Şamanı vardır, bazı topluluklarda onlar güçlerine göre derecelendirilmekte, veya kullandıkları ruhlara ve yolculuk yaptıkları yerlere göre kara veya ak olarak da ayırt edilirler. Dagur gibi en güneyde bulunan Moğol topluluklarda Şamanlar, çıkrıkçı ve bazılarının da ruh yardımcıları olan diğer geleneksel tedavi yöntemleri kullanan Şamanımsı şifacılarla birlikte çalışırlar. Birçok topluluk, aynı zamanda ak, kara ve geleneksel şifacı rollerine üstlenebilen tek bir Şamana sahiptirler. Kolaylık açısında bu tür Şaman bu araştırmada konu edilmiştir.

Bir Şaman Olma
Şamanların diğer insanlardan farklı kılan tarafı, onları inisiye eden bir Şaman ruhuna sahip olmalarıdır. Bu ruh birçok adla bilinir, bunların arasında Buryat ve Dagur'lar arasında kullanılan utha ve onggor'dur. O ek bir ruh gibi davranır, erk kaynağıdır ve bazılarının sonradan yardımcı olabileceği Şamanın diğer ruhlarla irtibatlarını kontrol eder. Bir Şaman genç yaşta Şamansal bazı belirtiler sergileyebilir, ama esas olarak utha (kolaylık açısından Buryat terimi kullanıyorum) aniden ortaya çıkar ve zihinsel veya fiziksel hastalığa neden olur. Hastalık süresinde Şaman dayı utha'nın onu inisiye ettiği bir vizyon yaşar. Bu vizyondaki ortak unsurlar arasında üst aleme yolculuk, Şamansal göreve yeni ve güçlenmiş bir şekilde girmesini için bedenin parçalanması ve yineden bir araya getirilmesi yaygındır. Yeni Şaman hastalandığı zaman, onu muayene eden Şaman onun bir utha ruhu tarafından seçildiğini hemen anlar. Bu noktada, eğer bir Şaman olmayı kabul ederse tedavi olur, aksi halde genelde ölür. İyileştikten sonra gördüğü talim ve inisiyasyon, onun ruh aleminde gördüğü inisiyasyonunun sadece teyididir.
Şamanın görevleri arasında şifa, kutsama, av büyüsü ve arada bir iklim büyüsüdür. Bunların arasında en önemlisi şifadır, çünkü ruhlar hastalığın nedenleridir. Ruhlar ayrıca korunma sağlamak ve şansı artırmak için çağrılabilir. Av büyüsü ritüelleri Şamanı, av sağlayacak hayvan ve doğa ruhlarıyla irtibat kurmasını sağlar. İklim büyüsü genelde yağmur yapma ve yıldırımları semaya geri göndermeyi içerir ve Tenger ile direkt irtibat gerektirir. Oboo merasimi ve ominan ritüeli gibi bazı ritüeller günlerce sürer ve tüm cemaatin menfaatine yöneliktir. Şaman'ın işi basit falcılıktan bir kaç gün süren şatafatlı ritüellere dek değişebilir. İşin zorluğuna göre, Şaman yardım için ruhları çağırabilir veya çok fazla güç gerekli olduğu zaman bedenine girmesini sağlar. Şamanlar genelde çalışmalarında şarkı söyler, davul vurur ve dans ederler.
Şamanlar çalışmalarında değişik aletler kullanırlar. Kıyafet ve ongon'ları ruh yardımcılarının mekanlarıdır. Genelde 60 cm veya fazla genişlikte tek taraflı bir el davulu çoğu seremonilerin bir parçası olan şarkı ve danslara tempo vermek için kullanılır. Davuldan sonra, Şamanın en önemli aleti metalik yuvarlak bir ayna olan toli'dir. Şaman elde edebilirse kıyafetine birçok toli takar, ama göğsü üzerinde bir toli önemlidir. Toli zırh gibi davranıp ruh saldırılarını geri püskürtür, ruhları körleştirmek üzere ışık yansıtabilir. Ayrıca Şamanın gücünü artırmak üzere evrenden enerji de çeker. Çoğu Şamanın ayrıca ruh yolculuklarında bindiği atları temsil eden bir veya iki asa da taşır. Birçok kabilede görülen Şamanın diğer bir aleti de hastalardan ruhları kovmak için kullandığı bir tür yelpaze olan dalburr'dur. Şaman tarafından başka müzik aletleri de kullanılabilir, bunların arasında çene harpı (aman huur) en yaygın olanıdır. Bazı kabilelerde Şamanlar maske kullanırlar, ama en yaygın olanı ominan ritüelinde kullanılan ayı maskesidir.


Davul, Halusinojenler, Vecit Yolları
Şamanların çalışmalarında transa girdikleri bilinir, ama her ritüel bunu gerektirmiyor ve Şamanlar birçok şeyi normal bilinç halinde yapmaktadırlar. Değişik bir bilinç hali gerektiğinde, Şamanı vecit haline getirecek birçok teknik mevcuttur, bu hallerde Şaman bir ruhun özelliklerini üzerine alabilmekte, durugörü ve ruh yolculuğu yeteneklerini kullanabilmekte. Çoğu ritüel Şamanı vecit halle getirmek üzere birkaç tekniği bir arada kullanmaktadır.
Ritüelin etkinliği için ortamı hayati önem taşır. Gece uygulanan Şaman yöntemleri daha trans haline girme açısından daha etkindir; hatta birçok ruh gündüz çağrılığında daha az etkilidir. Ritüele katılan insanlar Şamanın trans ahaline geçmesine yardım edebilirler, şarkılardaki söz ve sesleri tekrarlayabilirler, davul çalabilirler ve davulla birlikte bağırabilirler. Çember dansları enerji üretebilir ve Şamanı üst aleme kaldırabilirler.
Şaman davulundaki vuruşlar transı teşvik etmek için en güçlü yöntemdir. Bilimsel araştırmalar aynı ritimlerin ardı ardına belirli frekanslarda sürekli tekrarlanması Şamanların trans hallerine benzeri hipnotik haller yaratabileceğini göstermiştir. Ancak, Şaman davul ritimlerinin metronom tipi sürekliliği yoktur, Şamanın o andaki ruh haline göre yavaşlar veya hızlanır, yükselir veya yumuşar. Moğol ve Sibirya davulları genelde çap olarak büyüktür ve Şamanın bedeni boyunca titreşebilecek derin çınlayan yankılanan bir sesi vardır ve davul genelde yüzde veya başın üstünde tutulur, böylece vuruşlar baş ve üst beden üzerinde güçlü bir rezonans kurar.
Ritüel sırasında bazı maddeler alınabilir. Şamanlar sıkça Şaman ritüelleri arasında alkol kullanırlar ve ritüelde zaman zaman tütün içmek için duraklarlar. Ardıç dumanları hafif bir halüsinojendir ve yüze üflenip solunur. Ritüel sırasında ger'in havası ardıc dumanlarıyla dolar. Kutsal dumanın rüzgar tayı yükselttiği inanılır ve ruhları memnun eder. Daha güçlü bir halüsinojen muscaria mantarı kadim çağlardan beri Sibirya ve Moğol Şamanizm ile birlikte anılmıştır. Mantarlar her zaman Şaman ritüellerinde kullanılmaz, ama Şamanlar ritüeller arasında vecit halline geçmek için kurutulmuş mantar yiyebilirler.
Toroo ağacını tırmanmak diğer bir vecit yolludur. Moğolca'da dışarıya çıkma ve yukarıya çıkma aynı kelimedir (garah). Chabros, bu iki mana arasındaki bağlantının Şamanizm'de bulunduğunu önermiştir. Şaman sembolik olarak Dünya Ağacını tırmanmakla bu dünyanın dışına çıkıp ruhlar alemine girmektedir. Toroo ağacın dokuz basamağı vardır ve Şaman bir taban nota ve ıslık şeklinde üst nota içeren hoomei (gırtlak) şarkısı söyleyerek giderek daha yükseğe tırmandıkça. Üst notalar, (taban nota ile temsile edilen) fizik aleminde dururken ruh alemiyle irtibat kurmayı temsil eder.

Kozmik Tayi Binmek
Şaman transı ruh aleminde yolculuk içerdiği için, Şaman genelde bu yolculuğu ya bizzat uçarak ya da bir hayvan üzerinde üç alemde gitmesi gerektiği yere binerek gittiğini deneyimler. Bu ruhsal yolculukları Şamanı ya bu dünyada belirli yerlere götürür, ya da üst veya alt aleme gitmesini gerektirebilir. Alt alem yolculuklar genelde sadece ruhları getirme veya ölmüş bir insanın ruhunu Erleg Han'a götürme için gereklidir. Diğer ritüeller genelde Şamanın yeryüzünde yolculuk yapmasını veya üst aleme çıkmasını gerektirir. Alt alem yolculuklar en zor olanlardır ve sadece en güçlü Şamanlar oraya emniyetli bir şekilde girebilirler.
Ruh yolculuklar yukarıya doğru hareketle başlar ve alt alem giden yolculuklarda bile uçuşla başlar, sıkça bu ger'in duman deliğinden dışarıya çıkarak gerçekleşir. Şaman bir kuş şekline girebilir veya doğa üstü bir hayvanı binebilir. Yolculuk süresince, ona kılavuzluk eden ve bedenine giren ruhlara göre, Şaman birkaç kez şekil değiştirebilir, bir süre kuş şeklini, bir süre insan şeklini, bir süre ayı şeklini alabilir. Şaman bu dönüşümlerden geçerken hayvan sesleri çıkarabilir. Şaman yolculuk sırasında, fiziksel olarak bilinçdışı gözükebilir veya bilinçli olup, transımsı bir halde olup hareket edebilir, dans edebilir, hatta dinleyicilere gördüklerini anlatabilir. Şaman, bu ruh haldeyken karakterine uymayan davranışlarda bulunabilir ve normalde yapamayacağı tehlikeli gösterilerde bulunabilir, örneğin kendini bıçaklamak veya ateş üzerinde yürümek gibi. Çoğu Altaik Şamanlar bir yolculukta dokuz geçitten (oloh'lar) geçtiklerini söz ederler ve bu yolculuk yaptıkları aleme göre değişmez.
Şamanın bindiği hayvan genelde bir at veya geyiktir. Bunlar şamanın ritüel sırasında yanında taşıdığı bir iki asa veya davulu ile fiziksel olarak temsil edilir. Bir ritüel başlamadan önce davul ateşte ısıtılır, buna davulu canlandırmak, amiluulah denilir. Davul sadece sürekli ritmik vuruşlarıyla vizyonu yönlendirmiyor, amam aynı zamanda Şamanın yolculuğuna gitmek için bindiği hayvandır. Yolculuğundan dönen Şaman bedeni içinde onunla birlikte seyahat eden ruhları çıkarmak için öksürür veya geğirir. Sonra da ritüeli tamamlamadan önce ruh yardımcılarını öven bir şarkı söyler.

Şifa ve Hastalıkların Nedeni
Bütün hastalıkların kökeni ya yabancı ruhların müdahalesi, ya da ruhsal veya fiziksel travmanın neden olduğu kişinin barındırdığı ruhlar arasında dengesizliktir. Şamanlar hastalığın fiziksel semptomlarının da tedavi edilmeleri gerektiğinin farkında olup hastalara ruhsal şifanın yanında şifalı otlar içeren ilaçlar da vermektedirler. Ancak hastalığın ruhsal yönü önemlidir çünkü sorun sadece fiziksel semptomları içermemektedir. Ruhlar tarafından müdahale ve ruh kaybı bedenin kendini tedavi etme kapasitesini engeller, dolayısıyla ruhsal rahatsızlık tedavi edilmezse, fiziksel hastalık gerçek anlamda hiçbir zaman tedavi olmaz.
Hastalığa sebep olan ruhlar husumetli atasal ruh, burhan veya düşman Şaman olabilir. Chotgor atasal ruhlar ve diğer az güçlü doğa ruhlardan kaynaklanan durumlarda, şarkı söyleyerek veya hastanın üzerinden dalbuur sallayarak tedavi edilebilir. Hastalık getiren ruh emmek veya bedenden çekme ve atma hareketleriyle çıkarılabilir. Daha güçlü ruhlar veya süfli Şamanlara karşı transa geçme gerekir. Burhan en güçlü ruhlardır ve gitmelerine ikna etmek üzere kurban gerekir. Şamanlar ruhu korkutmak için bıçak, kızgın demir veya yay ve ok kullanabilir veya aynasında yansıyan ışıkla körleştirebilir. Bir ruhu yakalamak veya çıkarıldıktan sonra bir başkasına sıçramasını önlemek üzere bir ongon veya toli kullanılabilir veya Şaman geçi bir süre için bedenine emebilir. Böyle durumlarda Şaman kısmen alt aleme yolculuk yapar ve ruhun alt dünyaya dönmesi ve hastayı rahat bırakmasını tembih eder. Eğer bir geçici ongon kullanılırsa, ruhun ona tekrar dönmesini önlemek üzere doğal bir yere atılır veya yok edilir.
Bazı tedaviler ruhsal savaş içerir. Bir Şaman inatçı bir ruhla fiziksel olarak mücadele edebilir, hatta silah bile kullanabilir ve müdahaleci varlığı dizginlemek veya kovmak üzere ruhları da yanında savaşır. Şifayı gerçekleştirmek üzere özel bir doğa ruhu çağrılabilir ve hastayı koruyacak bir ongon içinde tutulabilir. Husumetli bir Şaman bir hastalığa neden olursa, yerel kabile Şamanı ve düşman kabile Şamanı arasında bir savaş çıkabilir. Bu ruhsal savaşlar uzun sürebilir ve daha zayıf Şamanın ölümü ile bitebilir. Düzenli olarak başkalarına saldıran Şamanlar şifa güçlerini kaybedebilirler ve bu tür Şamanlar hızlı bir şekilde toplum içinde statülerini yitirirler, hatta bazen öldürülürler.
Ağır kronik hastalıklarda ruh kurtarma genelde gerekir. Ami veya suns ruhunun eksikliği bedenin normal işlemesini neredeyse imkansız kılmıştır. Ami ruhu bu dünyada kalır ve genelde bir Şaman tarafından kolayca bulunup tekrar bedene yerleştirilebilir. Suns bedene yakın dolanabilir, ama alt aleme inerse, Şaman onu geri getirebilmek için tehlikeli bir yolculuğa üstlenmek durumundadır. Kayıp bir ruh bulunduğu zaman geri dönüş için Şaman kulağına veya davuluna koyar sonrada da silkeleyip bedene geri koyar. Ruhsal bir varlık bir ruh çaldığı zaman Şaman ondan koparabilmek için savaşmak zorunda olabilir. Ruh kurtarma Şamanlar için en tehlikeli iştir, çünkü bedenlerinin dışında uzak mesafelerde yolculuk yapmak zorundalar ve kendileri ayrıca saldırıya ve ruh kaybına maruzdurlar.

Moğol Şaman Modelinin Özeti
Daha önceki bölümlerde, Moğol Şamanizmin temel ilkelerini ortaya koydum. Esas özellikleri aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
· Canlı varlıklar dünyada dengeyi destekleyerek ve Gök Baba, Toprak Ana ve ruhlara karşı saygı geleneklerini izlemekle mutlu ve üretken yaşarlar.
· Dünya güneye doğru yönü olan bir dairedir. Üste Baba Gök ve altta Toprak Ana vardır; sağ taraf eril ve sol taraf dişildir.
· Ateşin kutsallığı.
· Yostoi bir yaşamı sürmekle, ruhları ve tüm canlı varlıkları anmakla kişisel güç artırabilir.
· Ataların ruhlarının mevcudiyeti ve korunması.
· Sema, hayvan, ağaç, dağ ve diğer doğal nesnelerde insana benzer ruhlar (veya cinler)
· Güç ve totem hayvanları
· İnsanları fiziksel bedenin dışında 3 ruhun karışımından oluşmuştur.
· Dünya Nehri ve Dünya Ağacı tarafından bir araya getirilmiş üç alem vardır, alt, orta ve üste alemler.
· Şamanları inisiye eden, ve dünyada dengeyi tesis etmek üzere yardımcı olan özel bir yardımcı ruhları vardır
· Davul, ongon, Şaman asaları, dalbuur, kutsal duman, halüsinojenlerin kullanımı.
· Şamanların esas görevleri şifa, korunma sağlama, kutsama, kehanet ve fal, av büyüsü ve iklim büyüsüdür.
· Hastalılıklar, ya kişinin bedenine giren veya müdahale eden ve ruhlarını etkileyen ruhsal güçlerle, ya da ruhlarından birini çalmakla meydana gelir. Bu yabancı ruhun çıkarılması veya ruh kurtarma gerektirir.

Şamanizm

Yazan Rezzan Pişkin
© Copyright Rezzan Pişkin 2003
Şamanizm ilkel kavimlerde görülen, ruhlarla insanlar arasında aracılık yaptığı ve hastaları iyileştirme gücüne sahip olduğu kabul edilen Şamanlar çevresinde yoğunlaşan inanç sistemidir. Ata ruhlarına ve doğa varlıklarına tapınmaya dayanan eski bir Asya dinidir.On üçüncü yüzyılda Avrupalı gezginlerin Mançu-Tunguz halklarından duydukları Şaman kelimesi daha sonra Sibirya sihirbazlarına verilen bir isim olarak yaygınlaşmıştır. Şamanizm ise genellikle Sibirya kavimlerinin din inançlarını ve bu inançlara bağlı olarak dini merasimlerini ifade eden bir terim olup, Kuzey Asya halkları arasında yaygın olan Şaman kelimesi etrafında kurulan, çoğunlukla dini karaktere sahip inançları ve bir takımfaaliyetleri ifade için kullanılır. Çok geniş bir alana yayılan Şamanlık, Türk Moğol eski kültür tarihinde önemli yer tutar.Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta Asya Şamanizminin temelleri Gök Tanrı, Güneş, yer, su, atalar ve ocak yani ateş kültleriydi. Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ve beraberliği ve de uyumu düşüncesi yer alır. Evren, dünya, insan, hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür. Dünya ve Gök, yaratma eylemini birlikte iş birliği halinde gerçekleştirmektedir. Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından ötürü kutsaldır. İşte bu yüzden Asya'nın göçebe halklarında Gökle Yer Su'yu sayma ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturuyordu. Dağın eteğinde ya da zirvesinde, nehrin yada gölün kıyısında, yolun ya da atın bağlandığı direğin yanında bir göçebenin kutsamayla eylemleri, tüm yaşamın ortak bir bilinci paylaştığı doğaya dönüktür. Şamanlıktaki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesidir. Şamanist olan birisi kendini baba, dede ve atalarına ait olan bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar yani Atalar kültü hakimdir. Bununla birlikte söz konusu insan aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir ki bu durum varoluşun ana anlamıdır. Bundan dolayı bu insanın görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır.


Şamanizm en eski inanç sistemidir. Türklerin, Moğolların ve Asya göçebelerinin eski dinidir. İnançlarına göre bir yanda gök yüzünü mesken tutmuş iyilik tanrıları, bir yanda yer altının karanlığına gömülmüş kötülük tanrılarının ve ağaçta, taşta, dağda, suda, ateşte, ayda, güneşte uyuyan ruhların varlığına inanırlar. Bu Tanrı ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapan kişilerdir Şamanlar. Eski Türklerde iyi ruh "Bay Ülgen", kötü ruh "Erlik" diye adlandırılmıştır. "Bay Ülgen" aynı zamanda iyi ruhların başında bulunan, onlara emir veren bir tanrıdır.
Tanrı ve en büyük semavi ruh, semanın en üst tabakasında bulunan insan şeklinde bir varlık olarak tasavvur edilmiştir. Gökte yaşadığına inanılan bu en büyük ruh, insanları, ovaları, ateşi, yeri, güneşi, ayı, yıldızları yaratmış, kainatın nizamını saşlamıştır. Yine Şamanist kavimlere göre, gökte ve yerde meydana gelen çeşitli tabiat olayları, birtakım ruh ve tanrıların eseri idi. Hastalık gibi ölüm de, onlara göre, kötü ruhların bir eseri sayılıyordu.Ağaçlara, taşlara, su kaynaklarının etrafına bez bağlamak Şamanizm'de önemli bir ritüeldir. Gökteki Tanrılara beyaz, yer-su ruhlarına kırmızı, yer altı Tanrılarına ve ruhlarına ise siyah bez parçaları kullanılıyordu. Bu yolla, Tanrılara dilek ve isteklerini ilettiklerine inanıyorlardı.Moğolistan'ın dört bir yanında yol kenarlarında bulunan taş yığınları kutsal sayılır. Bu taş yığınlarına Ovo denir. Bu yığına taş, votka şişesi, para ve kumaş gibi şeyler bırakmanın şans getireceğine inanılır. Ovonun etrafında dönüp dua etmek aynı zamanda güvenli bir yolculuğun da garantisidir.Şamanizm, hastayı olduğu kadar Şaman-şifacıyı da içeren büyük bir zihinsel ve duygusal maceradır. Şaman, destansı yolculuğu ve çabaları aracılığıyla hastasının normal, sıradan, içinde kendini hasta olarak tanımladığı gerçekliği aşmasına yardımcı olur. Şaman, hastalarına, hastalıklara yada ölüme karşı giriştikleri savaşta duygusal ve ruhsal olarak yalnız olmadıklarını gösterir. Şaman, derin bir düzeyde kendi özel güçlerini hastasıyla paylaşır ve onu, başka bir insanın ona yardımcı olmak için kendisini feda etmeye hazır olduğuna ikna eder.Uygarlaşmış dünyada yaşayan bizlerin "büyücü doktor" olarak adlandırdığımız Şamanlar, kendilerinin ve topluluklarının üyelerinin sağlığı ve esenliği için geliştirdikleri ve kuşaktan kuşağa devamını sağladıkları son derece olağanüstü kadim tekniklerin koruyucularıdır.Arkeolojik ve etnolojik kanıtlar Şamanik yöntemlerin en azından yirmi yada otuz bin yaşında olduğunu bildirmektedir. Şamanik varsayımlar ve yöntemlerle ilgili dikkate değer şeylerden birisi, bunların Avustralya yerlileri yani Aborjinler, Kuzey ve Güney Amerika, Sibirya ve Orta Asya, doğu ve kuzey Avrupa ve güney Afrika'da dahil olmak üzere dünyanın birbirinden ayrı ve uzak bölümlerinde olmasına rağmen çok benzer olmasıdır. Ortaçağ ve Rönesans batı Avrupa'sında aynı temel Şamanik bilgi Engizisyon tarafından yok edilmiştir.


Ruhlarla ilişki kurmak yalnızca Şamanlarda bulunurdu. Böylece Şamanlar törenlerde insanlarla ruhlar arasında aracılık yaparlardı. İyi ruhların yararlı etkilerini sürdürürler ve kötü ruhların zararlı etkilerini önlemeye çalışırlardı. İnsan ruhunun ölümden sonra göğe çıkabilmesi için parlak cenaze törenleri yapılır, kurban kesilir ve mezarlara kıymetli eşyalar konurdu. Tören sırasında çalınan davulun içine ruhların toplandığına inanılırdı.Şamanist Türk ve Moğol boylarında "Oba Kültü" denilen bir kült çok yaygındır. Oba, steplerde toprak, dağ geçitlerinde taş yığınlarından meydana getirilen yapay tepeler yani höyüklerdir. Bu obalar steplerde mukaddes dağ ve tepe yerini tutar. Şaman, filan oymağın koruyucu ruhunun filan yerde bulunduğunu söyler; boy veya oymak oraya bir höyük yapardı. Bu oba, o boyun tapınağı olurdu. Burada kurbanlar kesilir, dini törenler yapılırdı. Obanın yanından geçen her yolcu atının kılından veya elindeki paçavralardan bir parçayı adak olarak ağaçlara ya da taşlara bağlardı. Bu uygulamaya Müslüman Türkler'de de rastlanmaktadır.
ŞAMAN TANIMTarih ve din bilimi açısından, Şamanizmin doğuşu ve kaynağı gibi, "Şaman" sözcüğünün de nereden geldiği, nasıl bir anlam tasıdığı kesin olarak belirlenememiştir. Bu konuda üç farklı görüş öne sürülmektedir :1 - Şaman kavramı, Hindistan'daki Pali dilinde "ruhlardan esinlenen kişi" anlamına gelen "samana" sözcüğünden türemiştir.2 - Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçe'de "budacı rahip" anlamına gelen samana sözcüğüdür.3 - Şaman kavramı, Mançu dilinde "oynayan, zıplayan, bir iş görürken sürekli olarak hareket eden" anlamındaki "saman" kavramından gelir.Şaman, Gök Tanrı tarafından bu göreve getirildiğine yani gizli güçlerle donatıldığına, Tanrı ile insanlar arasında aracı olduğuna, bazı tanrısal nitelikler, gizli bilgiler taşıdığına inanır.Şaman, büyücü ve sihirbaz anlamlarına gelir. Şaman kelimesinin kaynağı konusunda farklı görüşler vardır. Kelimenin aslen Mançuca yada Moğolca olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, Sanskritçe'den geldiğini de kabul edenler vardır. Türk kavimleri Şamanlara genellikle Kam demektedirler. Kalmuklar erkek Şamanlara Bö yada Böge, Kırgız-Kazaklar ise Baksi yada Bakşı derler.Uygurca'da "Şaman", "hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran, hastalara ilaç yapan kimse" anlamında, "otacı" diye anılmıştır. Çin kaynaklarına göre, Kırgızlarda Şamanin adı Gan'dır. Altaylılar Şamana Kam, Kamların yönettikleri törene de Kamlama demişlerdir. Moğolca'da Şamanın karşılığı ise Böge'dir.Şaman anlamı bakımından büyücü rahip demektir. Bu bakımdan Şamanizmin bir din olmadığı ileri sürülmüştür. Çünkü Şamanizmde, en geniş çerçevesiyle bir dinde bulunması gereken bir din kurucusu, kutsal kitap veya kitapları, inanç esasları, ibadetleri ve cemaat gibi net özellikleri yoktur. Onun için Şamanizm, bir çeşit sihirbazlık ve büyücülük şeklinde, yaygın bir tarzda ortaya çıkan ve pek çok yerde görülen sihri bir olayolarak görülmek de istenmiştir.Şamanların belirlenmesinin başlıca iki yolu vardır: Şaman mesleğinin veraset yoluyla intikali ve içte kendiliğinden duyulan "tanrısal çağrı yoluyla" seçilme. Seçilme şekli ne olursa olsun her Şaman ikili bir eğitimden geçtikten sonra Şaman olur. Ekstatik eğitim yani rüyalar ya da trans ve geleneksel eğitim yani Şaman teknikleri, ruhların isim ve fonksiyonları, kabilenin mitolojisi gibi. Ruhların ve yaşlı Şaman ustalarının üstlendiği bu ikili eğitim bir inisiyasyondur. Şamanı sıradan bir insan olmaktan çıkaran, toplumun itibar ettiği bir kişi haline getiren bu inisiyasyon eğitimdir.Ancak Şamanizmde Şaman genellikle babadan oğula geçmek suretiyle din adamı olur. Şaman, mesleği ile ilgili bilgileri, yaşlı Şamandan ders almak suretiyle elde eder. Genellikle gelecekten haber vermek, büyü ve efsun yapmak, ruhlara kurban sunmak, ruhlarla temasa geçerek çözümü mümkün fakat zor olan işleri yapmak Şamanların başlıca görevleridir. Ölünün ruhunu öbür dünyaya göndermek, av avlamakta şanssızlığı ortadan kaldırmak ve ağır hastalıkları tedavi etmek de görevleri arasındadır. Şamanda ırsi ve marazi bazı özelliklerin bulunduğu iddia edildiği gibi, aksine olarak, ruhlar tarafından Şamanlığa davet edildiğine inanılan bu kimseye Sibirya kavimleri arasında korku ile karışık bir saygı gösterildiği de bilinir. Özel kabiliyetleri sayesinde tabiat üstü kuvvetlerle temas kurduğu kabul edildiğinden ona, mensup olduğu boy veya oymağın koruyucusu gözüyle de bakılır. Nitekim, ilk Şamanın ortaya çıkışına dair efsanelerde, ruhlarla münasebette bulunduğuna inanılan Şamanın, üstün kabiliyetleri ve farklı bir yaratılışı bulunduğu kabul edilir. Şamanlar genellikle zeki ve şair tabiatlı kimselerdir. Ayin sırasında yoğun bir vecd içinde kendinden geçip gök ve yer altı dünyalarında gördüğü garip varlıkları, acaip hadiseleri detaylarıyla anlatırlar, ayılınca da bir şey hatırlamazlar. Bir Şamanın gökteki iyi ruhlarla yer altındaki kötü ruhlara hakim olduğu ve onlarla ilişki kurduğuna inanılan toplumlar görüldüğü gibi, bu iki işin, ak ve kara denen iki ayrı Şaman tarafından üstlenildiği toplumlar da görülür.Şaman olmak için eğer tanrısal çağrı yolu yoksa belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Geçmiş ataların ruhundan biri Şaman olacak torununa musallat olur, onu Şaman olmaya zorlar. Bu duruma Altaylılar "töz basıp yat" yani ruh basması derler. Şamanlar Ata ruhu musallat olan kişi Şamanlığı kabul etmezse delireceği gibi bir inanışa sahiptirler.Şaman herşeyden önce, kendi özel yöntemiyle ulaştığı kendinden geçme yani vecd durumunda, ruhunun göklere yükselmek, yer altına inmek ve oralarda dolaşmak için bedeninden ayrıldığını hisseden bir aşkınlık yani trans ustasıdır. Bütün Şamanların derin sezgileri, geniş düş güçleri vardır. Derin bir coşkunluğa kapılarak kendinden geçer, bütün gökleri, yer altı dünyasını gezdiğine, ruhların yaşayışlarını gördüğüne, bütün gizli alemleridolaştığına inanır. Şaman vecd sırasında, ruhları egemenliği altına alarak, ölüler, doğa ruhları yani cinler ve periler ve şeytanlarla ilişki kurar. Böylece ruhlar ve tanrılar dünyasıyla doğrudan ve somut ilişkilere girişen Şaman, birçok ruha sahip olur. Çoğunlukla hayvan biçiminde düşünülen söz konusu ruhlar, Sibirya halklarında ve Altaylarda ayı, kurt, geyik, tavşan, çeşitli kuşlar özellikle kartal, baykuş, karga suretinde görünebilirler. Ayrıca, büyük böcek, ağaç, toprak, ateş olarak ortaya çıkabilirler. Şaman, gerektiğinde bütün yardımcı ruhları dünyanın dört bucağında bile olsalar çağırabilir. Bu çağrıyı davul veya tefini çalarak yapar.Şamanların asıl görevleri halk arasında oluşa gelen ak ve karanın yani iyi ve kötü ruhların dengesini sağlamaktı. Bunu da çeşitli büyüler yaparak sağlarlardı. Bu kendinden geçme yani vecd durumları o kadar aşırı bir hale gelir ve izleyenleri o kadar korkuturdu ki, o an Şamanın ölüp yeniden dirildiğine inanılırdı. Şamanlar o ayin sırasında bedenlerinin parça parça edilerek yendiğini iddia ederlermiş. Ve buna çok inandıklari için de bu duruma "Şaman hastalığı" ya da "mistik parçalanma" derlermiş.Bir Şaman bilgi ve güç edinmek ve başka insanlara yardım etmek için normalde gizli olan bir gerçeklikle temasa geçmek ve onu kullanmak için kendi iradesiyle bir değiştirilmiş bilinç durumuna giren adam ya da kadındır. Şamanın emrinde en az bir ve çoğunlukla daha fazla ruhu vardır.Koruyucu bir ruh olmaksızın bir Şaman olmak hemen hemen olanaksızdır, çünkü Şaman varlık ve edimleri normalde insanlardan gizli olan olağandışı ya da ruhsal güçlerle başa çıkabilmek ve onlara hakim olabilmek için bu güçlü, temel güç kaynağına sahip olmalıdır. Koruyucu ruh çoğunlukla bir güç hayvanıdır, yalnızca Şamanı korumak ve ona hizmet etmekle kalmayıp aynı zamanda onun için bir başka benlik ya da başka bir ben olan ruhsal bir varlıktır. Bir kişinin bir koruyucu ruha sahip olması onu tek başına bir Şaman yapmaz. Bir yetişkin bunu bilse de, mutlaka çocukluğunda bir koruyucu ruhun yardımını görmüştür; aksi halde yetişkinliğe erişmek için gerekli koruyucu gücü olmayacaktır. Koruyucu ruhları açısından sıradan bir insan ile bir Şaman arasındaki ana fark, Şamanın kendi koruyucu ruhunu değiştirilmiş bilinç durumundayken aktif olarak kullanmasıdır. Şaman koruyucu ruhunu sık sık görür ve ona danışır, Şamanik yolculuklarda onunla birlikte gezer, onun kendine yardım etmesini sağlar ve onu başkalarının hastalık ya da sakatlıklarının iyileştirmesinde kullanır. Koruyucu ruhtan başka, güçlü bir Şamanın belirli sayıda yardımcı ruhları vardır. Bunlar koruyucu ruhla karşılaştırıldığında bireysel olarak, daha küçük güçlerdir, fakat bir Şamanın elinde bunlardan yüzlercesi bulunabilir ve büyük bir toplam güç sağlayabilir. Bu yardımcı ruhların belirli amaçlar için özel işlevleri vardır. Bir Şamanın bunların geniş bir kitlesini toplaması çoğunlukla yıllar alır.Şamanlar koruyucu yada himaye edici ruhun kişiyi hastalıklara karşı dirençli kıldığını düşünmüşlerdir. Bunun nedeni basittir ruh dış güçlerin istilasına dirençli olan güçlü bir beden sağlar. Şamanik bakış açısından güçle dolmuş bir bedende olağan gerçeklikte hastalık olarak bilinen istila edici, zararlı enerjilerin kolayca gireceği bir yer yoktur. Bir koruyucu ruh yalnızca kişinin fiziksel enerjisini ve bulaşıcı hastalıklara karşı direncini artırmakla kalmaz aynı zamanda kişinin zihinsel uyanıklığını ve kendine güvenini de arttırır. Bu güç kişinin yalan söylemesini bile zorlaştırır. Bir kimse depresyona girdiğinde, zayıf ya da hastalığa eğilimli olduğunda bu onun artık istenmeyen güç enfeksiyonlarına ya da istilalarına direnemediğinin ya da onları uzakta tutamadığının belirtisidir. Biz bunlara negatif enerjiler diyoruz.Şamanik yetenek ya da potansiyel açısından cinsler arasında herhangi belirgin bir farklılık görülmemektedir. Birçok kavimlerde, Şamanizm uygulamasıyla pek az bağlantısı olan ekonomik ve toplumsal nedenlerle, Şamanların çoğu erkektir ama kadınlar çocuklarını yetiştirip orta yaşa ulaştıktan sonra isterlerse Şaman olabilirler, hem de çok güçlü Şamanlar olurlar. Orta Çağ ve Rönesans Avrupa'sında, dul ve yaşlı kadınlar benzeri biçimde, kısmen kendilerini desteklemek için, sık sık şifacı Şamanlar olmuştur. Tabii ki, Engizisyon onları, batılı olmayan toplumlardaki Hıristiyan misyonerlerinin hala çoğunlukla Şamanlara "cadı" demeleri gibionlara da"cadılar" demiştir.Bir Şaman aynı zamanda, şu anda başka bir yerde ne olup bittiğini görerek durugörüye de yani klervoyansa da ulaşabilir.Şaman gerçeklikler arasında gidip gelir, mistik yeteneklerle ilgili bilinç durumlarının büyülü bir atletidir. Şaman, olağan gerçeklikle olağan dışı gerçeklikler arasındaki bir aracıdır. Şaman aynı zamanda ruhsal gücünü insanlara yardım etmek, onları sağlıklı bir dengeye kavuşturmak için idare eden bir çeşit "güç simsarı"dır.Özünde Şamanlığa kabul deneysel ve çoğunlukla derece derecedir. Şamanik bilinç durumuna nasıl ulaşılabileceğini öğrenilmesinden ve o durumda görme ve yolculuk yapmadan, kişinin kendi koruyucu ruhundan eminlik kazanması ve onunla ilgili bilgi edinmesinden ve Şamanik bilinç durumundayken onun yardımını sağlamasından ve bir Şaman olarak başkalarına başarıyla yardımcı olmayı öğretmekten oluşur. Daha ileri düzeydeki Şamanizmin belirleyici bir aşaması kendi yardımcı ruhlarından kişisel eminlik kazanmak ve bunlarla ilgili bilgi elde etmektir. Şamanlığa kabul hiç bitmeyen bir çabalama ve neşe sürecidir ve bir Şamanın statüsüyle ilgili belirleyici kararlar yardım etmeye çalıştığı kişiler tarafından verilir.Yeni bir Şaman, temel ilkeleri, yöntemleri ve Şamanizmin kozmolojisini öğrendikten sonra, Şamanik uygulamalar ve yolculuklarla güç ve kişisel güç edinir. Bu bilgi elde edildikçe, Şaman diğerleri için bir rehber haline gelir. Örneğin, toplumdaki bir insan bir rüya ya da bir hayal görebilir ve Şamana bunun anlamını sorabilir. Usta Şaman kendisinin şimdiye kadar öğrendiklerinin ışığında "deneyimlediğin şey şu anlama geliyor..." diyebilmelidir. Şaman gizemleri açığa çıkaran, kişisel deneyimlerini bunlar sanki büyük bir kozmik yap-bozun parçalarıymış gibi sürekli olarak bir araya getirmeye çalışır. Kozmik yap-bozun üst düzeyindeki bilgisine ulaşmak için çoğunlukla yıllarca süren Şamanik deneyimlere gerek vardır ve usta bir Şaman bile bir ölümlünün yaşam süresinde yap-bozu tamamlamayı asla ummaz.Kişinin Şamanik olarak görmesi Şamanik Bilinç Durumunda olur. Buna görselleştirme, hayal etme ya da güçlü gözü kullanma adı verilebilir. Böyle bir görme, değiştirilmiş bir bilinç durumunda yapılmakla birlikte, böyle hayalleri halüsinasyon olarak nitelendirmek ön yargı olur. Şaman hayali deneyimlerken hareket edemez ama etrafında neler olup bittiğinin bilincindedir. Şamanik bilinç durumu medyumların translarının tersine normal bilinç durumuna döndüğünde deneyimin tümüyle anımsanmasına izin verir. Transı hafiftir ve davul çalınması sürdükçe devam eder. Davul ve çıngırağın değişmeyen monoton sesinin başlaması onun beynine Şamanik Bilinç Durumuna dönmesi için sinyal verir ve deneyimli bir Şaman için bu sesleri duymak çoğunlukla hafif bir transa girmek için yeterlidir çünkü kendini bu seslere koşullamıştır. Şamanik Bilinç Durumuna girerken Şaman davulu kendi çalar ancak trans ağırlaşmaya başladığında davul çalma işini yardımcısı üstlenir.Şamanik bilinç durumuna girmeye ayrıca şarkı söyleme ve danslarla da yardımcı olunur. Şamanın böyle durumlarda söylediği özel güç şarkıları vardır. Şarkılar, Şaman Şamanik Bilinç Durumuna yaklaştıkça temposu artan, yinelemeli ve monoton şarkılardır.Şaman diğer türden büyücüler ya da büyücü hekimlerden esrime yada ekstaz dediği değistirilmiş bilinç durumunu kullanmasıyla ayırt edilir. Ekstaz ruhunu göğe yükseltmek ya da cehennemi mekanlara inmek üzere bedeninden ayırdığı dinsel bir trans yöntemidir. Bunun diğer bir tanımı da ruhsal yolculuktur. Şamanın transı kendi başına yaptığı bir şuur deneyimidir. Buna Samanik Bilinç Durumu denir. Bu bilinç durumu tedavi için uygun hayvanı, bitkiyi ve diğer güçleri bulabilmek için nereye yolculuk yapacağını bilebilmesi ve alt dünyaya nasıl ulaşım sağlaması gerektiğinin bilgisini içerir. Şamanik Bilinç Durumunda Şaman gördüklerinde tipik olarak tarif edilemeyen bir sevinci, önünde açılan güzel ve gizemli dünyalara duyduğu hayranlığı deneyimler. Deneyimleri rüyalar gibidir ama bunlar onun gerçek olduğunu hissettiği ve içinde hareketlerini denetleyebildiği ve maceralarını yönlendirebildiği uyanık rüyalardır.Şaman açık bir biçimde görebilmek için karanlıkta ya da en azından gözleri örtülü olarak çalışan hünerli bir görücüdür. Bu nedenle Şamanlar uygulamalarını geceleri yaparlar ama Şamanik görme için karanlık tek başına yeterli değildir. Görücü aynı zamanda çoğunlukla davul çalma, çıngırak çalma, şarkı söyleme ve dans etmenin yardımıyla Şamanik Bilinç Durumuna girer.Şamanın okuduğu hayır dualara "alkış" denir, Şamandan alkış alan bir kimse dileklerinin yerine geleceğine inanır.Rüyalar Şamanik görüş açısından iki çeşittir. Olağan rüyalar ve olağandışı ya da büyük rüyalar. Şamanlar normalde yalnızca büyük rüyalarla ilgilenirler. Büyük rüya farklı gecelerde aynı biçimde görülen rüyadır ya da bir kez görülen ama uyanıkmış gibi canlı güçlü bir rüyadır. Şamanlara göre büyük rüyalar çoğunlukla koruyucu ruhlarının onlarla iletişimi ve ikazıdır. Büyük rüyaları olduğu gibi bir mesaj olarak alırlar ve uygulamaya sokarlar. Örneğin; Şaman eğer bir otomobil kazasında yaralandığını görürse bunu sembolik olarak bir arkadaşıyla beraber canlandırır böylelikle olayı yaşamış olur ve kimseye zarar gelmez. Bu bizim bilgimizdeki yakın çevremizdeki bir olayı gözlem yoluyla yasamamıza ve olayın bilgisini almamıza benzetilebilir.Şamanlar uzaktaki bir yakınlarını iyileştirme işleminde bir nevi imajinasyon kullanırlar. Sessiz karanlık bir odada gözlerini kapatır, çıngırağını kullanır ve güç şarkısını söyler. Yüzünü hasta kişinin bulunduğu kentin yönüne döner ve yatağında yatmakta olan hastayı gözünde canlandırır o kişinin güç hayvanını geri getirmek için alt dünyaya yolculuk yapar ve hastanın yanına yollar. Bu bir nevi imajinasyon ve bizim tabirimizle uzaktaki birine enerji yollama gibi kabul edilebilir. Tek fark bizler güç hayvanı kullanmadan imajinasyon yeteneğinimizi, gücümüzü kullanır ve enerji yollarız.Başka bir görüşe göre kenevir yardımı ile transa geçen Şaman rahip yani Kam kadınlık ve erkekliği kendinde birliğe getirip evrensel armoniye katıldığına inanırdı. Şaman güçlü bir ritim taşıyan müzik eşliğinde dans ederek esrimeye ulaşır ve sağaltımda bulunurdu. Şaman rahipleri erkeklerde olduğu gibi kadınlardan da olurdu ve bunlara Kam-hatun denirdi. Şaman gereksinmeye göre doğa parçalarını özellikle de hayvanları taklit ederek transa girer ve onların gücüyle birleştiğine inanırdı. Hayvanlardan en çok at ve kuşlar için transa girilirdi. Eğer kuşla bağlantıya girilecekse Kam başına kuş tüyleri takar ve uçma taklidi yapardı. Eğer at ile bağ kurulacaksa atın yürüyüşünü taklit ederek dans ederdi. Şamanların "ateş dansı" yaparak ateş karşısında transa geçmeleri gelenekleşerek Türklerde "ocak kültü" nü oluşturmuştur. Birçok inanç töre ve davranışın kaynagı "ocak kültü"ne dayanmaktadır. Gökte güneş, yerde ateş, evde ocak Şaman yaşamı için kutsal olmuştur. Bir Kam'ın Şaman düzeyine çıkabilmesi için önce doğa parçalarıyla bağ kurup transa geçmeyi başarması, sonra da bunu hayvanlarla başarması gerekirdi. Daha sonra "ateş" transına hak kazanırdı.Ancak en sonunda insanla bağ kurup kendinde kadınlık ve erkekliği transandantal-aşkın- birliğe ulaşmakla Şaman olabilirdi. Sha=kadınlık, Man=Erkeklik Şaman da kadınlıkla erkekliğin aşkın birlikteliği olarak yorumlanırdı.
ŞAMANIN GİYSİSİŞamanın çesitli bölgelere ve zamanlara göre değişen bir kıyafeti vardır. Mesela; genellikle bir cübbe veya hırka, başa takılan bir serpuş veya maskeye benzer bir şey, eldiven ve yüksek konçlu ayakkabı, bazı aksesuarlarla beraber Şamanların kıyafetini oluşturur. Şamanların kullandığı, çeşitli hayvan derilerinden yapılmış, üzerine gök ve yer altı ruhları ile ilgili semboller yapılmış bir de Şaman davulu vardır.
KURBAN TÖRENIŞamanizmde törenler genel olarak ikiye ayrılmaktadır. Belirli günlerde yapılanlar veya önceden belirlenmemiş törenler. Bu törenlerde, çeşitli halkların inanç, gelenek ve göreneklerine göre farklılıklar olmakla birlikte mutlaka kurban adeti vardır. At ve koyun dışında kan akıtılarak sunulan kanlı kurban bilinmemektedir. Kutsal sayılan bir yere, bir değere bir şey sunmak, eşya adamak, Şamanın davuluna, kutsal ağaçlara bez bağlama, çeşitli maddelerden yapılan tanrı tasvirlerine yemek sunma, ateşe içki dökme ya da atma kansız kurbandır. Kansız kurbanların bir başka biçimi de ruhlara adanıp kırlara salıverilen hayvanlardır.
ŞAMANİZMDEN HAYATIMIZDA KALINTILARTürklerin inanışlarında bugün bile Şaman geleneğinin izlerini görmek olası. Matem töreninde ölünün bindiği atın kuyruğunu keserek kurban etmek, ağacı kutlu saymak, uzun ömürlü olması, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için çocuklara Yaşar, Durmuş, Duran, Satılmış, Satı gibi isimlerin konması, türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput bağlanması gibi adetler ve nazar değmemesi için tahtaya ya da bir zemine vurmak bu kapsamda değerlendirilir.
ŞAMAN'IN HASTA TEDAVİSİŞaman dizleri üzerinde kendi güç şarkısını söylemeye başlar ve emme işleminde kendisine yardımcı olacak ruhları çağırır. Aynı zamanda içinde kum ya da su olan hastadan çıkarttıklarını tükürmek için hazırladığı sepet ya da kabı kendisine doğru çeker. Çıngırağını hastanın üzerinde sallayarak güçlüce sarkı söyler ve kendisine emme işleminde yardım edecek ruhları çağırmak için konsantre olur. Diğer grup üyeleri de bir çember oluşturarak onun çabasına güç şarkısını söyleyerek katkıda bulunurlar. Şaman hastanın içindeki zararlı, istilacı güçlerin yerini bulmalıdır. Bunun için bir kehanet tekniği kullanır. Gözleri kapalı olarak elini hastanın bedeni ve kafası üzerinde ileri geri gezdirir, hastanın bedeninin belirli bir yerinden gelen özel bir ısı, enerji, titreşim hissi olup olmadığını yavasça keşfeder. Bir başka teknikse herhangi bir titreşimi hissetmek için hastanın üstünden bir tüy geçirmektir. Şaman belirli yeri hissettiğinde ya sessizce ya da şarkıyla çıngırağını hastanın üzerinde aynı tempoda çalarken iki yardımcı ruhu çağırır. Gözleri kapalı olarak yardımcıların yaklaştığını gördüğünde Şaman onlardan ağzının içine girmelerini ister. Onlar burada Şamanın hastadan emeceği güç istilasını hapsedecek ve içlerine alacaklardır. Ve Şaman hastanın bedeninde zararlı istilayı hissettiği yeri bütün gücüyle emer. Bu elbisenin üzerinden yapılabilir ama elbisenin o bölümünü açmak ve deriyi fiziksel olarak emmek çoğunlukla daha etkilidir. Şaman bu işlemde gördüğü kötü yaratığın ağzından ve boğazından geçerek midesine gitmemesi için çok dikkatli olmalıdır. Eğer kazayla onu yutarsa onu çıkartmak için başka bir emen Şamanın yardımı istenir. Bu Şamanların partnerlerinin olmasını istemesinin başka bir nedenidir. Şaman gerekli olduğu kadar tekrar tekrar emer ve kuru kusar. Bunu bazen istemsiz şiddetli bir öğürmeyle yaparlar. Şaman her kuru kusuştan sonra işlemi yineleyecek kadar güçlü olana kadar konsantrasyonunu güç şarkısını söyleyerek ve yardımcı ruhlarını canlandırmak üzerine odaklanarak yeniler. Bu devreleri elini hastanın üzerinde ileri geri hareket ettirdiğinde ısı, enerji ya da titreşim yayıldığını hissetmeyene kadar sürdürür.Diğer bir yöntem ise tütün tuzaklarıdır. İstilacı ruhların tütünden zevk aldıklarına ve ona çekildiklerine inanılır. Bu yöntemde tütün paketleri ya da içinde tütün olan minyatür bez keseleri kullanılır. Yerde ya da bir zeminde yatmakta olan hastanın etrafında tütün paketlerinden çember yapılır sonra saman zararlı güç istilasını hastadan çıkartmaya çalışır, zararlı güçler hasta bedenden çıkıp tütünlere geçer ve bu çalışma bittiğinde tütün paketleri bir top halinde yuvarlanır ve derhal uzak bir yere götürülür. Orada top açılır ve tütünler ağaç dallarına asılır. Böylelikle ruhlar zarar verebilecekleri insanlardan uzak bir yere dağıtılmış olur.Başka bir yöntemse Şamanın hastanın hastalığıyla özdeşleşmesidir fakat tehlikelidir çünkü bu yöntemde Şaman hastaya zarar veren güçleri kendi üzerine almaktadır. Şaman önce hastayla hastalığı ile ilgili konuşur acısını, hissettiklerini kendi içinde hissetmeye başlar. Sonra hasta gibi olmanın nasıl birşey olduğunu, hastanın yaşama bakışının nasıl olduğunu ve hastanın sorunlarının, umutlarının neler olduğunu öğrenmeye çalışır. Şaman kendisini duygusal olarak hastayla özdeşleşebileceğinden emin olduktan sonra sağaltım çalışmasına başlamaya hazırdır. Bu noktada hasta ve Şaman insanların yerleşmemiş olduğu bir araziye gider. Şaman çıngırağı ve güç şarkısıyla koruyucu ruhunu ona yardımcı olması için uyandırır. Hasta bu aşamada onun arkasında sessiz durur. Şaman kendini güçlü hissettiğinde o ve hasta yavasça elbiselerini çıkartarak değiştirirler.Saman hastanın elbiselerinin her bir parçasını giydikçe hastanın ağrılarını ve dertlerini üzerine almak ve hastanın kişiliğini almak üzerine konsantre olur. Şaman son giysi parçasını giydiğinde artık hasta olduğunu hissetmeye başlamalıdır. Şaman ve hasta çıngırak eşliğinde dans eder. Hastanın tamamen iyileştiğini hissedene kadar elini hastanın üstünde tutar. Eğer çalışma doğru yapılmışsa Şaman hastalık ya da acı dalgalarının üzerinden geçtiğini hisseder yani bir nevi katalizörlük yapmış olur. O anda Şaman 100 metre kadar koşar, durur ve kollarını öne doğru uzatır tüm kuvvetini hastaya acı veren ve şimdi kendi üzerinde olan istilacı gücü atmaya odaklar ve bu zararlı gücü gökyüzüne uzağa fırlatır. Şaman bu işlemin bitişini hastanın derdinin ve kişiliğinin kendi bedeninden alınması hissiyle bilir.Şamanizm günümüzde Türkler ve diğer Orta Asya halklarının hayatını değişik oranlarda etkilemeye devam etmekle birlikte halen Orta Asya'da başlı başına bir din olarak devam etmektedir. Tatarların bir kısmı özellikle Hakasya Türklerinin hemen hemen tamamı Şamanisttir. Günümüzde Rusya, Moğolistan, Tacikistan, Kazakistan gibi ülkelerde Şamanist topluluklara rastlanmaktadır. Sayıları gittikçe azalmakla birlikte günümüzde yaklaşık 650.000 kadar Şaman olduğu tahmin edilmektedir.Kaynak : Şamanın Yolu - Michael HARNERBursa Parapsikoloji ve Ruhsal Araştırmalar Derneği Aylık Dergisi